A
FıKıH Cevaplandı

Tecavüze Uğrayan Kadının Çocuğu Hakkında

Anonim 4 ay önce 9 görüntülenme

Değerli şeyhimiz! Milletimizin, özellikle de kadınlarımızın yaşadığı durum gerçekten içler acısı! İşgalci kâfirlerin ya da tağuti düzenin askerlerinin işlediği tecavüzler herkesin malumudur. Acaba tecavüze uğrayan kadınların bu tecavüzden dolayı doğacak olan çocuğunun hükmü nedir? Doğmadan önce onu aldırması caiz midir? Aldırması caiz değilse ve de aynı anda bir kadına tecavüz edenler birden fazla ise bu çocuk kime aittir? Ayrıca kâfir ve mürtedler tarafından tecavüze uğrayan bu kadınlarla evlenmenin hükmü nedir?


Cevap

Şehadet Mektebi

4 ay önce cevaplandı

Değerli kardeşim! Sana, Ömer b. Muhammed b. İbrahim Ganim’in “İslam Fıkhında Ceninin Hükümleri” adlı kitabındaki fetvaları özetleyerek cevap vereceğim:

1. Tecavüze uğrayan kadın elinden gelen mukavemeti o azgınlara karşı göstermişse onun hiçbir günahı yoktur. Çünkü o ikrah altındadır. İkrah altında olan kimselerden zinadan daha büyük olan küfrün bile günahı kaldırılmıştır. Zira Allah (Subhanehu ve Tealâ) “Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah'ı inkar edip gönlünü kâfirliğe açanlara Allah katından bir gazap vardır; büyük azap da onlar içindir.” (16 Nahl/106) buyurmuştur. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de “Şüphesiz Allah (Subhanehu ve Tealâ) ümmetimin yanılmasını, unutmasını ve zorlandığı şeyin günahını affetmiştir”[1] buyurmuştur. Bilakis tecavüze uğrayan kadın başına gelen belaya sabrettiği için mükâfat bile vardır. Öyle ki başına gelen bu musibetin Allah (Subhanehu ve Tealâ)’dan bir bela ve musibet olduğunu bilir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Müslümana, vücuduna batan bir diken dahi olsa herhangi bir musibet isabet ederse, Allah o musibete kar­şılık muhakkak onun bir günahını örter."[2]

2. Müslüman bir gencin üzerine düşen görev; bu durumda olan kadınlarla evlenmeyi tercih ederek onların sıkıntılarını hafifletmek ve gidermeye çalışmaktır. O kadınların sahip olduğu izzet, şeref ve iffetlerini kaybettirmemek gerekir. Öyle ki başlarına gelen musibetten dolayı onların bir suçu yok. Çünkü onlar zorlanmışlardır. Tecavüze uğrayan kadınla evlenme ile zina eden kadınla evlenme arasında dağlar kadar büyük fark vardır.

3. Çocuk aldırmaya (kürtaj) gelince… Kürtajda asıl olan haram ve yasak olmasıdır. Çünkü yeni bir canlı oluşmuş ve sağlam bir yerde yerleşmiştir. Bu canlı zina yoluyla meydana gelmiş olsa da fark etmez. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zina yaptığını itiraf eden Gamidiye’ye, çocuğunu dünyaya getirmesinden ve hatta bir süre emzirmesinden sonra recm cezası uygulamıştır.

4. Bazı alimler hamileliğin ilk 40 gününde kürtajın caiz olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da ruh üfleninceye kadar kürtajın caiz olduğunu söylemişlerdir. Ruhun 40 günden sonra mı yoksa dört aydan sonra mı üfleneceği hakkında ihtilaf vardır. Özür ne kadar kuvvetli ise ruhsat da o derece açık olur. Kürtaj ilk kırk gün içerisinde ne kadar erken yapılacak olursa ruhsata o derece yakın olur.

5. Şüphe yok ki günahkâr, pis, facir bir düşmanın tecavüzüne uğrayan kadının ailesi ve tüm Müslümanlar yanında mazereti büyüktür. Eğer bu cenini –adi, pis düşmanın bir meyvesidir- istemiyor ve ondan kurtulmak istiyor ise hamileliğin ilk zamanlarında olmak şartıyla bu konuda ruhsat vardır.

6. Bu belaya müptela olan Müslüman kadının çocuğunu aldırmayıp onu doğurmasında bir sakınca yoktur. Onu karnında taşır, Müslüman bir çocuk olarak dünyaya getirir. Zira Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Her doğan çocuk, fıtrat üzere doğar”[3] buyurmuştur.

Fıtrat; tevhid dinidir ki o da İslam’dır. Fıkıhta mukarrer bir kaidedir ki çocuğun anne ve babası farklı iki dinden ise hangisinin dini daha hayırlı ise çocuk o dine mensup kabul edilir. Bu, babası belli olan çocuk içindir. Peki ya babası belli olmayan için ne demeli? Şüphesiz o, Müslüman bir çocuktur. Müslüman toplumun onu koruyup gözetmesi, ona yardım elini uzatması, onu güzelce yetiştirmesi gerekir. Belaya uğrayan zavallı anneye tüm sorumluluğu bırakmaması gerekir.

İslam’da zorluk, meşakkat ve külfet yoktur. Peki öyleyse niçin iffetine düşkün olan Müslüman kadın tehlikeye atılsın? Başına gelen musibetten dolayı üzülsün, kendini öldürmeye yeltensin, sinirli ve asabi olsun hatta aklını oynatsın? Peki ya hiç suçları olmadığı halde neden o kadına ve ailesine namussuzluk damgası vurulsun?

Sonuç olarak bu durumda olan bir kadın için zorlama yoktur. Dilerse ruh üflenmeden önce çocuğu aldırabilir. Eğer çocuğu aldırmak istiyorsa hamile olduğunu anladığı an yaptırması daha iyidir. Çünkü çocuk aldırma işini ne kadar erken yaparsa ruhsat da o kadar geniş olur.”

Özetle şöyle diyebiliriz: Eğer çocuğu aldırmaması durumunda büyük bir zarara uğrayacaksa onu aldırmasında bir sakınca yoktur. Ancak bunu, çocuğa ruh üflenilmeden yapmaya gayret etmelidir. Ruh üflendikten sonra ise aslolan onu aldırmamaktır.

Çocuğun nesebine gelince… O hiç kimseye nispet edilemez. Zira haram olan bir yolla dünyaya geldiği için nesebi sabit olmaz.

Tecavüze uğrayan Müslüman bir kadınla evlenmek menduptur. Tecavüze uğrayanla zina eden arasındaki fark ise oldukça açıktır.

Asıl üzücü olan durum; bu gibi cüz’î belalar çerçevesinde âlimlerimiz münakaşa edip dursun da daha büyük bela ve felaketleri unutsunlar, onlardan gafil ve habersiz olsunlar. Hiç şüphesiz bu büyük bela, devletlerin medeni kanunlarla hükmetmesidir. Tağutların Müslümanlara hükmediyor olması, diğer düşmanların ümmetin topraklarını işgal etmesine sebep oluyor. Bu işgal neticesinde Müslüman kadınlara tecavüz ediliyor. Hükümetin askerleri bunlara seyirci kalıyor. Onlar ancak makam ve mevkilerini, kendi çıkarlarını korumakla meşguller. Müslüman kadınların başına gelen bela onları ne yakından ne de uzaktan hiç ilgilendirmiyor (!)[4]


[1] İbni Mace, 2043.

[2] Buhari ve Müslim.

[3] Buhari.

[4] Cevap Veren: Ebu Usame eş-Şami.


Soru & Cevap Hakkında Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap