A
FıKıH Cevaplandı

Cuma Namazının Şartlarına Dair

Anonim 4 ay önce 7 görüntülenme

Şu anki şartlar dahilinde Türkiye’de Cuma namazı kılmanın hükmü nedir? Bildiğim kadarıyla Cuma namazı Bi’set’in 10. yılında Miraç gecesinde farz kılınmıştı. Ancak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’de namaz kılmadı ta ki Mekke’ye yakın Rânûne vadisinde kıldı. Acaba Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 3 yıl boyunca Mekke’de niçin Cuma namazı kılmadı da Medine’de kıldı? Bunun sebebi nedir?

Cuma namazının vacip olma şartları nelerdir? Mesela İslamî şiarların zahir olması Cuma namazının şartlarından mıdır? Cuma namazı için toplanmak, hakkı izhar etmek veya hakkı açıkça yaşamak durumu gibi… Aynı soruyu daha önce cevaplayan Şeyh Ebu Munzir eş-Şankıtî’nin dediği gibi bu şartların gerçekleşmesi mi gerekir? Yoksa bunlar, Cuma namazının şartlarından olmayıp sadece hükmü ile mi ilgilidir? Şayet iki kişi Cuma namazı kılsa Cuma namazının manası, hükmü ve şartları nasıl gerçekleşir?

Sizin daha önceki cevabınız üzerine biz İstanbul’da Cuma namazı kıldık. Ancak yukarıda sorduğum sorular kafamıza takıldı. Sizlerden bu soruların açıklamasını istiyoruz. Sizleri Allah için seviyoruz.


Cevap

Şehadet Mektebi

4 ay önce cevaplandı

Değerli kardeşim! Bildiğimiz gibi Cuma namazı hicretten önce Mekke’de farz kılındı. Racih olan görüşe göre Cuma namazı, 5 vakit namazın farz kılındığı Mirac gecesinde farz kılınmadı. Çünkü Cuma namazı öğle namazının yerine geçer, asıl değildir. Asıl olan öğle namazıdır. Bedel olanın da yerine geçtiği şeyden sonra gelmesi gerekir.

Alusi tefsirinde şöyle geçmektedir: “Zatu’ş Şifa’nın şerhinde Amirî, Cuma ve cenaze namazının, 5 vakit namazdan sonra farz kılındığını söylemiştir.”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ilk Cuma namazını Cuma Mescidi olarak bilinen Salim b. Avf’ın binasında kıldırdı. Ayrıca Rânûne vadisi Mekke’ye yakın değildir, Medine’nin güneyindedir.

Beyhakî Marife’de dedi ki: “Muaz b. Musa b. Ukbe ve Muhammed b. İshak’ın bize rivayet ettiğine göre Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hicret esnasında Amr b. Avf oğullarını geçip Medine’ye doğru giderken Salim oğullarına uğradı. Burası, Kûba ile Medine arasında Medine’ye yakın bir yer idi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Cuma günü burada idi ve Cuma namazını kıldı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kıldığı ilk Cuma namazı işte budur. Ancak Sahabe-i Kiram, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine’ye gelmezden önce Medine’de Cuma namazı kılıyorlardı.”

İbni Mace (rahimehullah) Süneninde Abdurrahman b. Kab b. Malik’ten rivayet ettiğine göre o dedi ki:

“Gözleri kör olduktan sonra babamı mescide ben götürürdüm. Onu Cuma’ya götürdüğüm zaman ezanı duyunca Ebu Umame Esad b. Zurare için istiğfarda bulunup onun için dua ediyordu. Bunu fark ettiğimde kendi kendime “Bunun sebebini sormam gerekir” dedim. Daha sonraki Cuma günü aynı şekilde babamı mescide ben götürüyordum ki yolda ezan okundu ve babam önceki yaptığı duanın aynısını yaptı. Ben “Babacığım! Senin her seferinde Esad b. Zurare için istiğfarda bulunduğunu görüyorum. Her Cuma ezanı işitince aynı duayı yapıyorsun” dedim. Babam "Ey oğul! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’den gelmeden önce Cuma namazını bize o kıldırırdı. Nakîl Hadamat denilen Beyada oğullarına ait taşlık bir arazide Cuma namazı kılardık" diye cevap verdi. Kendisine kaç kişi olduklarını sorduğumda bana "40 kişiydik" dedi.”

Beyhaki Yunus’tan rivayet etti ve dedi ki: “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hicret etmeden önce Medine’de ilk Cuma namazı için Müslümanları toplayanın Musab b. Umeyr olduğu bize ulaştı.”

Abdurrezzak’ın Ma’mer’den, onun da Zuhrî’den rivayet ettiğine göre Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Musab b. Umeyr’i Medine halkına Kur’an okutması için gönderdi. Musab b. Umeyr Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den onları (Cuma günü) toplamak için izin istedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de ona izin verdi. Malum olduğu üzere o gün için emir yoktu. O sadece Medine halkına Kur’an öğretmek için gitmişti.

Hafız (rahimehullah) iki rivayeti birleştirerek “Esad oranın emiri, Musab ise imamıydı” demiştir.

Racih olan görüşe göre Cuma namazı Mekke’de farz kılındı. Ancak onunla ilgili ayet Medine’de nazil oldu. Tıpkı abdestte olduğu gibi…

İmam Suyutî der ki: “Bir konudaki hüküm, o konuyla ilgili ayet inmeden önce de meşru olabilir.”

Hafız İbni Receb der ki: “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine’de Cuma’nın kılınmasını emretti. Ama Mekke’de kılmadı. Bu da Cumanın Mekke döneminde farz kılındığına delalet etmektedir. Cumanın hicretten önce farz kılındığını söyleyenl Şafiilerden Ebu Hamid el-Esferayîni, arkadaşlarımızdan Kadı Ebu Ya’la “Hılafu’ul Kebir” kitabında, İbnu Ukayl “Umdetul Edille” adlı kitabında ve Malikilerin cumhuru da bu şekilde görüş bildirdi.”[1] 

İbni Sirin der ki: “Ensarın Medine’de toplanmaları kendi görüşleriydi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara toplanmalarını emretmemişti. Bu da Cuma namazı farz kılınmadan önce idi.”

İmam Ahmed’in oğlu Abdullah dedi ki: “Babam’a İsmail, ona da Eyyub’un bildirdiğine göre Muhammed b. Sirin dedi ki "Ben duydum ki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine’ye hicret etmeden önce Ensar’dan bir grup kendi aralarında “Bir gün tayin etsek de o gün toplansak, hiç şüphesiz bu iş Allah’ın bize bir nimeti olur” dediler. Önce cumartesi gününü düşündüler, sonra o günün Yahudilerin günü olduğunu hatırlayıp vazgeçtiler. Daha sonra pazar gününü düşündüler, o da Hrıstiyanların günü olduğu için vazgeçtiler. Daha sonra “Arube” de dedikleri Cuma gününde toplanmaya karar verdiler ve Ebu Umame Esad b. Zurare’nin evinde toplandılar. O cemaate bir koyun kesti ve o koyun onlara yetti.”

 “Acaba Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) niçin Mekke’de Cuma namazı kılmadı da Medine’de kıldı? Bunun sebebi nedir?” sorunuza gelince…

İbni Receb el-Hanbelî şöyle demiştir: “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Mekke’de bunu yapmayışı hicret yurdunda kılma emri almış olması ihtimalini güçlendirir. Yani Dar’ul Harp’te değil… O zaman için Mekke Darul Harb idi ve Müslümanlar orada dinlerini yerine getiremiyorlardı, can emniyetleri yoktu. Zaten bu sebepten dolayı Mekke’den Medine’ye hicret ettiler. Cuma namazı bazı özür durumlarında kişiden düşer. Mesela, nefis ve mal korkusu...”[2]

Avnu’l Mabud’da şöyle geçmektedir: “Cuma namazı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine’ye hicret etmeden önce Mekke’de iken farz kılındı. Taberani’nin İbni Abbas’tan rivayet ettiğine göre kâfirlerden dolayı Cuma namazını Mekke’de kılmaya imkân bulamadı.”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Mekke’de Cuma namazı kılmayışını, Cuma namazının İslam’ın kuvvet bulduğu ve hâkim olduğu zamanda vacip olduğuna delil getirmek doğru değildir. Çünkü burada ihtimalli bir durum vardır. Yani Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Mekke’de namaz kılmamasının sebebi İslam’ın hâkim olmaması olabileceği gibi başka sebepler de olabilir. Bu durumda “İhtimalin bulunduğu yerde onunla delil getirilmez” kaidesine itibar edilir.

“Cuma namazının vacip olma şartları nelerdir?” sorunuza gelince…

Cuma namazı için âlimlerin bildirdiği bazı şartlar vardır.

1. Büyük Şehir: Bu şartı öne sürenler, Cuma namazının sadece büyük şehirlerde sahih olacağını, köy gibi küçük yerleşim birimlerinde sahih olmayacağını iddia etmektedirler. Bu görüşün hiçbir delili yoktur. Yukarıda Beyhaki’den rivayet ettiğimiz hadis bu görüşü tamamen çürütmektedir.

Beyhakî Marife’de dedi ki: “Muaz b. Musa b. Ukbe ve Muhammed b. İshak’ın bize rivayet ettiğine göre Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hicret esnasında Amr b. Avf oğullarını geçip Medine’ye doğru giderken Salim oğullarına uğradı. Burası, Küba ile Medine arasında Medine’ye yakın bir yer idi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Cuma günü burada idi ve Cuma namazını kıldı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kıldığı ilk Cuma namazı işte budur.”

İbni Huzeyme’nin Ebu Rafi’den rivayet ettiğine göre Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh), Ömer (Radıyallahu Anh)’a mektup yazdı. Kendisi Bahreyn’de idi ve orada Cuma namazı kılmanın hükmünü soruyordu. Ömer (Radıyallahu Anh) cevap olarak “Nerede olursanız olun toplanın!” buyurdu. Beyhaki Marife’de bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir.

İmam Şafiî bu sözün hangi köyde olursanız olun manasına geldiğini söylemiştir.

Yine İbn-i Ebi Şeybe, Ebu Rafi yoluyla Ebu Hureyre’den rivayet etti ki: “Ömer (Radıyallahu Anh) Bahreyn halkına "Nerede olursanız toplanın!" diye mektup yazdı.” Aynî bu hadisin senedinin sahih olduğunu söylemiştir.

2. Kırk Kişi: Bazı âlimler Cuma namazı için en az kırk kişinin bulunmasını şart koştular. Bu görüşlerine Kab b. Malik’ten rivayet edilen hadisi delil getirdiler. Abdurrahman b. Kab b. Malik şöyle demiştir:

“Gözleri kör olduktan sonra babamı mescide ben götürürdüm. Onu Cuma’ya götürdüğüm zaman ezanı duyunca Ebu Umame Esad b. Zurara için istiğfarda bulunup onun için dua ediyordu. Bunu fark ettiğimde kendi kendime “Bunun sebebini sormam gerekir” dedim. Daha sonraki Cuma günü aynı şekilde babamı mescide ben götürüyordum ki yolda ezan okundu ve babam önceki yaptığı duanın aynısını yaptı. Ben “Babacığım! Senin her seferinde Esad b. Zurara için istiğfarda bulunduğunu görüyorum. Her Cuma ezanı işitince aynı duayı yapıyorsun” dedim de babam "Ey oğul! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’den gelmeden önce Cuma namazını bize o kıldırırdı. Nakîl Hadamat denilen Beyada oğullarına ait taşlık bir arazide Cuma namazı kılardık" diye cevap verdi. Kendisine kaç kişi olduklarını sorduğumda bana "40 kişiydik" dedi.”[3]

Bu hadiste Cuma namazı için 40 kişinin şart koşulmasına delil yoktur. Çünkü hadiste sayılarının 40 olduğu geçiyor ancak bu durum, 40 kişiden daha az bir cemaatle Cuma namazı kılınamayacağına delil teşkil etmez.

Avnu’l Mabud’da denildi ki: “Bu, göz kararı iledir. Cuma namazı Taberani’nin İbni Abbas’tan rivayet ettiğine göre Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’de iken farz kılındı. Kâfirlerden dolayı onu orada yerine getirmeye imkân bulamadı. Medine’ye hicret eden sahabeleri ile birlikte Medine’deki sahabilerine mektup yazdı ve toplanmalarını emretti. Onlar toplandıklarında ise sayıları kırk idi.”

Bazı alimlerin “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 40 kişiden az bir cemaate hiçbir zaman Cuma namazı kıldırmamıştır” görüşünü Buhari, Müslim, Ahmed b. Hanbel ve Tirmizi’nin Cabir (Radıyallahu Anh)’dan rivayet ettiği şu hadis reddeder:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Cuma günü hutbede idi. Tam o sırada Şam’dan bir kervan geldi. İnsanlar o kervana doğru koşuştular ve hutbeyi terk ettiler. Mescidde sadece 12 kişi kaldı ve bunun üzerine “Onlar bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar.” (62 Cuma/11) nazil oldu. Bu hadise dayanarak Malikiler imamla birlikte en az 12 kişi olması şartını getirdiler. 40 kişinin şart koşulması nasıl hatalı ise 12 kişinin şart koşulması da aynı sebeplerden dolayı hatalıdır.

Hafız İbni Hacer “Telhis” adlı eserinde dedi ki: “Cuma namazı için 40 kişiden daha az cemaatin yeterli olacağına dair pek çok hadis varid olmuştur.”

İmam Suyutî “Hadislerde belli bir sayıyı bildiren hiç bir şey varid olmamıştır” demiştir.

“İslamî şiarların zahir olması Cuma namazının şartlarından mıdır? Cuma namazı için toplanmak, hakkı izhar etmek veya hakkı açıkça yaşamak durumu gibi… Yoksa bunlar, Cuma namazının şartlarından olmayıp sadece hükmü ile mi ilgilidir?” şeklindeki sorunuza gelince…

Âlimlerin Cuma namazının meşruiyetine dair getirmiş olduğu şartlar; İslam şiarlarının zahir olması, Müslümanların güçlerinin bulunması ve üstün durumda olmalarıdır. Tıpkı bayram namazlarında olduğu gibi… Zaten Cuma haftalık bayramdır. Ancak burada illet ile hikmet arasında fark vardır. Burada illet hükmün bulunup bulunmamasına bağlı olan bir vasıftır. Zekâttaki nisap miktarı gibi ki nisap miktarı bulunmaz ise zekât düşer.

Hikmete gelince, o da meşru olması sebebiyle hükmün meşru olma gayesidir. Bir hüküm için pek çok hikmetler olabilir. Hikmet ile hükmün bulunması arasında gereklilik şart değildir.[4] Hikmet bulunmayabilir ama onun bulunmaması ile hüküm düşmez. Seferde orucu kazaya bırakmak gibi... Hiç şüphesiz bu orucun meşakkatli olmasından dolayı meşru oldu. Buradaki hikmet zorluk ve meşakkattir. Ama zorluk ve meşakkat kalksa bile seferde orucu kazaya bırakma hükmü sabit kalır. Çünkü illeti seferdir. Hikmetinin ise zorluk ve meşakkat olduğu zannedilmektedir.

Allah en doğrusunu bilir… Nasıl ki belirli bir sayının ya da şehrin durumu Cuma’nın şartlarından bir şart değilse İslamın zahir olması ve kuvvetlenmesi, kuvvetinin ve üstünlüğünün belirgin olması da Cumanın şartlarından değildir. Her ne kadar mezhep alimlerinin çoğu bu söze muhalefet ediyor olsalar bile… Nitekim Şevkani’de bunu beyan etmiştir.

İbni Recep cumhurun görüşünü kuvvetlendirmek için Fethu-l Bari’de şöyle demiştir:

“Şafilerden müteahhir (son dönem) âlimlerinden bazıları Mekke’de Cuma namazını kılmaktan kaçınma konusunda başka bir manaya işaret etti. O da; Cuma’nın kılınmasından maksad, İslam alametlerini izhar etmektir. Bu ise ancak Dar’ul İslam’da mümkündür. Bunun için hapishanede Cuma namazı kılınmaz, isterse 40 kişi olsunlar! Hapishanede Cuma kılınmayacağına dair âlimler arasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyorum. Bunu söyleyenler İbni Sirin, Hasan el-Basrî, Nehai, Sevri, Malik, Ahmed ve İshak gibi âlimlerdir.”

Cumayı eda etmekten aciz olanlar (can emniyeti olmayanlar gibi) için Cuma’nın düşmesinde ihtilaf yoktur. Diğer teklifler gibi sadece gücü yettiğinde vacip olur. Vaciplik öğleye geçer, öğle namazına dönüşür.

İbnu Kasım (rahimehullah) şöyle demiştir: “Eğer emirlerin Cuma’yı geciktirmelerinden dolayı Cuma namazını kılamıyorlarsa güçleri yettiği takdirde kendileri Cuma namazını kılsınlar. Eğer buna güçleri yok ise öğle namazını kılsınlar. Emirleri ile birlikte kıldıklarını ise nafile saysınlar.”[5]

Tabiinden rivayet edilen budur. İbni Ebi Şeybe Musannef’te “Vakti Çıkana Kadar Emirin Cuma’yı Geciktirmesi” bölümünde şu hadisi rivayet etmektedir:

“Ebu Bekir b. Amr b. Utbe ez-Zuhrî dedi ki: Haccac Cuma namazını geciktirdi. Namazı kıldırınca onunla birlikte Ebu Cuhayfe’de kıldı. Sonra kalktı ve arkasından iki rekât daha namaz kıldı. Daha sonra “Ey Ebu Bekir! Seni şahit tutuyorum ki o kıldığım ikindi namazıdır” dedi.[6]

İbrahim b. Muhacir dedi ki: “Haccac Cumayı geciktiriyordu. Ben, İbrahim en-Nehai ve Said b. Cubeyr (ayrı ayrı) öğlen namazını kılardık. Haccac hutbesini okuduktan sonra Haccac’ın imamlığında Cuma namazını kılar ancak bu kıldığımız namazı nafile sayardık.”

 Müslim şöyle demiştir: Ziyad zamanında[7] Mesruk ve Ebu Ubeyde ile beraber oturuyorduk. Namaz vakti gelince ikisi kalktı ve namaz kıldı. Sonra oturdular. Müezzin ezan okuyup imam minbere çıkınca onunla beraber namaz kıldılar. İkindi namazında da böyle yaptılar.”

Ebu Haşim dedi ki: “Haccac namazı erteliyordu. Ebu Vail ise oturduğu yerde ima ile namaz kılardı.”

Zibirkan dedi ki: “Şekik’e "Haccac Cuma'yı (geciktirerek) öldürüyor" dedim. Bana "Ondan mı gizleniyor musun? " dedi. Ben de "Evet" deyince "Namazı evinde vaktinde kıl fakat cemaati de terk etme” dedi.”[8]

Abdurrezzak, İbni Cüreyc’ten, o da Ata’dan rivayet etti ve (Ata) dedi ki: “Velid Cumayı akşama kadar geciktirdi. Geldim, oturmadan önce öğleni kıldım, sonra oturduğum yerde ima ile ikindiyi kıldım. O hutbe okuyordu.”[9]

İmam Ahmed de bunu söylemiştir. “Eğer Cuma günü emirler Cuma namazını geciktirirlerse onu (öğlen namazını) vaktinde kılsınlar. Cuma namazını ise emirle beraber kılsınlar.”[10]

Kadı Ebu Yala İmam Ahmed’in bu sözünü “Onlar hep birlikte vaktinde kılsınlar” şeklinde yorumlamıştır. Ancak İbn-i Receb el-Hanbelî buna itiraz ederek şöyle demiştir:

“Onun burada maksatı “öğleyi vaktinde kılsınlar. Sonra imamlarla birlikte cumaya katılsınlar” şeklindedir. Ümeyye oğulları Cuma’nın vaktini geçirdiklerinde Selefi Salihin de böyle yapıyordu. Onlardan bazıları vakit çıkmadan ima ile öğlen namazını kılıyordu. Onlardan hiç biri Cumayı vaktinde kılmıyordu.”

“İki kişi Cuma namazı kılsa Cuma namazının manası, hükmü ve şartları nasıl gerçekleşir?” şeklindeki sorunuza gelince…

Âlimlerin zikrettiği bu şartlara itibar etmeyen bir kimsenin iki kişi olarak Cuma namazı kılması sahihtir ki bizim de söylediğimiz görüş budur. Kim de bu şartların caiz olduğuna inanıyorsa o kimse için iki kişi olarak Cuma namazı kılması caiz değildir.

Allah’ın izni ile bu meselede bir genişlik olduğuna inanıyoruz.[11] Allah en doğrusunu bilir.[12]

Cuma Hutbesindeki Duada Elleri Kaldırmak ve Kunut Okumak

Soru: Cuma günü imam dua ederken elleri kaldırmanın hükmü nedir? Hangi namaz ve hangi vakit olursa olsun namazın son rekâtında rükudan sonra kunutta bulunmanın hükmü nedir?

Cevap: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Rabbiniz Hayy’dır, Kerim’dir. Kulu dua ederek kendisine elini kaldırdığı zaman ellerini boş çevirmekten istihya eder.”[13]

Bu hadis genel olarak duada elleri kaldırma ile ilgilidir. Ancak imamın Cuma günü hutbede dua ederken ellerini kaldırması sünnete aykırıdır. İmam Müslim’in Sahih’inde Umârâ b. Ruveybe'den riva­yet ettiğine göre Ruveybe, Bişr b. Mervan’ı minber üzerinde ellerini kaldırır­ken görmüş “Allah bu ellerin cezasını versin! Vallahi ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i gördüm. Ellerini şu kadarcıktan fazla kaldırmıyordu” demiş ve şehâdet parmağı ile (ne kadar kaldırdığına) işaret etmiştir.

İmam Nevevî (rahimehullah) hadisin şerhinde şöyle demiştir: “Bu hadis, hutbede elleri kaldırmamanın sünnet olduğunu göstermektedir. Bu, İmam Malik’in ve bir çok alimin görüşüdür.”[14]

Şeyhulislam İbni Teymiyye (rahimehullah) dedi ki: “Hutbede dua halinde iken imamın ellerini kaldırması mekruhtur. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dua ederken sadece parmağıyla işaret ederdi.”[15]

Aynı şekilde cemaatin ellerini kaldırarak “amin” deyip imamın duasına iştirak etmeleri de mekruhtur. Bu konuda varid olan bir hadis ben bilmiyorum. İbn-i Abidin şöyle der:

“Eğer onlar bunu yaparlarsa sahih olan görüşe göre günah işlemiş olurlar.”[16]

Bela ve felaket zamanlarında farz namazlarında kunut okumak meşrudur. Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yatsı namazının son rekatında başını rükûdan kaldırıp “Semiallâhu limen hamideh” dedikten sonra “Allahım! Velid ibnu'l Velid'i kurtar. Allahım! Seleme ibnu'l-Hişâm'ı kurtar! Allahım! Zayıf ve âciz görülen tüm mü’minleri de kurtar! Allahım! Mudar (müşrikleri) üzerine baskını şiddetlendir. Allahım! İçinde bulundukları bu yılları onlara Yûsuf (Aleyhisselam)’ın kıtlık yıllarına benzet!”[17] diye dua ederdi.

Enes b. Malik (Radıyallahu Anh) şöyle demiştir: “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Munzir b. Amr'ın başkanlığında kendilerine Kurrâ denilen (kırk yahut yetmiş kişilik) bir birliği Necd halkının isteği üzerine onlara dini öğretmek üzere göndermişti. Bunlar Maûne Kuyusu başında pusuya düşürülüp öldürüldüler. Ben Peygamber'in onların öldürülmelerine üzüldüğü kadar hiçbir şeye üzüldüğünü görmedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sa­bah namazında bir ay kunût yaptı da "Usayya kabilesi Allah'a ve Rasûlüne asî oldular!" diye dua ederdi.”[18]

İmam Nevevî “Burada (kunutta) elleri kaldırmak müstehaptır”[19] demiştir.

Musibetlerin dışında diğer namazlar hariç, kunut duasının sadece sabah namazına tahsis edilmesi sünnete aykırıdır. Ebu Malik Sa’d b. Tarık el-Eşcai dedi ki: “Babama "Ey babacığım! Sen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Alinin (Radıyallahu Anhum) arkalarında namaz kıldın. Onlar sabah namazında kunut yapıyorlar mıydı?" diye sordum. Bana “Hayır evladım. Bu sonradan çıkarılmış bir bid’attir”[20] dedi.

Said b. Cubeyr demiştir ki: “Ben İbni Abbas’ı "Sabah namazında kunut bidattir" derken işittim. Buna şahitlik ederim.”[21]

İşte bu görüş cumhur ulemanın görüşüdür. Allahu âlem.[22]


[1] Fethu’l Barî, 5/331.

[2] Fethu’l Barî, 5/331.

[3] İbni Mace, 1082, 1135; Ebu Davud, 1071.

[4] Yani hikmetin bulunmaması hükmün iptalini gerektirmez. –yayıncı-

[5] Tehzib’ul Müdevvene, 1/121.

[6] Yani Ebu Cuhafe vaktin geciktirilmesinden dolayı öğlen namazını önceden kılmış, Haccac ile birlikte ise ikindi namazına niyet etmiştir. Haccac 2 rekât Cuma namazı kıldırmış, Ebu Cuhafe ise bu iki rekate iki rekat daha ekleyerek kıldığı namazın ikindi namazı olduğunu söylemiştir. –yayıncı-

[7] Emevilerin Irak valisidir. –yayıncı-

[8] İbni Ebi Şeybe, Musannef, 2/146.

[9] Abdurrezzak, Musannef, 2/385.

[10] İmam Ahmed bin Hanbel’in sözü oldukça kapalı bir sözdür. Bundan dolayı âlimler bu söz ile kastedilenin ne olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Biz İmam Ahmed’in sözünün tercümesini İbn-i Receb el-Hanbeli’nin tercih ettiği görüşe göre yaptık. –yayıncı-

[11] Yani Cuma’nın kılınıp kılınmamasında değil bilakis iki kişinin Cuma namazı kılıp kılmamasında bir genişlik vardır. –yayıncı-

[12]Cevap veren: Ebu Münzir eş-Şankiti.

[13] Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace.

[14] Şerh-i Nevevî, 6/231.

[15] İhtiyâratu’l İlmiyye, sy.48.

[16] Haşiyetu İbni Abidin, 1/768.

[17] Müttefekun aleyh.

[18] Müttefekun aleyh.

[19] Şerh-i Nevevî, 5/247.

[20] Sahihtir. Tirmizi, İbni Mace ve Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

[21] Darekutnî.

[22] Cevap Veren: Ebu Hümam Bekir bin Abdulaziz el-Eseri


Soru & Cevap Hakkında Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap