A
FıKıH Cevaplandı

Sakal Kesmenin Hükmü

Anonim 4 ay önce 8 görüntülenme

Ben Fas’ta yaşıyorum. Tevhid ve cihad ehli ya da Selefi, cihadi bir düşünceye sahip olanlara çokça baskı yapılan bir şehirde…

Bundan dolayı tağutlar cihadi fikre sahip olduğundan şüphelendikleri herkesi gözetliyorlar ve takip ediyorlar. Bunun için insanlara sahih akideyi anlatabilmemiz, onları cihada teşvik edebilmemiz için alınması gereken güvenlik tedbirlerini almamız ve belde halkındanmış gibi gözükmemiz gerekiyor.

Çok güvenilir bir kişinin bana ilettiği habere göre emniyet birimleri pasaportları inceliyorlarmış. Bu inceleme neticesinde pasaport sahibinin önceden sakallı olduğunu ancak yurt dışına çıkabilme adına sakalını kestiğini görünce bu kişiyi tespit ediyorlarmış. Böyle bir durumda sakal kesmenin hükmü nedir?

Sakalı kesmenin sadece silahlı cihad veya hicret gibi durumlarla sınırlandırılması doğru mudur?

Sakalı kesmeyi sadece cihad ve hicret ile sınırlandıran birçok kardeşler var. Kişinin sakalını kesmesi için özel bazı şartlar var mıdır?

Kişinin tağutların yönetimi altında ve beşeri kanunlarla yönetilen daru-l küfürde İslami görünüş alametlerini, yerine getirmekle yükümlü olmadığı doğrumudur?


Cevap

Şehadet Mektebi

4 ay önce cevaplandı

: Öncelikle Rabbimden sıkıntılarınızı gidermesini, üzüntülerinizi def etmesini dilerim.

Birinci Olarak; Sevgili kardeşim! Bil ki güven ve huzur içinde olma sebeplerinin en önemlisi, İslam şeriatine sımsıkı bir şekilde bağlanmaktır. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Müslümanlara tavsiye etmiş olduğu budur. İbni Abbas henüz buluğ çağında bile değilken Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona İslam şeriatına sıkıca sarılmasını emretmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Ey çocuk! İslam’ın sınırlarını muhafaza et ki Allah da seni muhafaza etsin. Sen Allah’ın emir ve yasaklarına uyku ki Allah da her zaman senin yardımında olsun…”[1]

Kulun Allah’ın hudutlarını koruması, Allah’ın kulunu korumasına sebeptir. Aynı şekilde hükümetlerin de Allah’ın şeriatını koruması ve tatbik etmesi, Allah’ın onları korumasına bir sebeptir. Güven ve huzurun temeli Allah’ın koymuş olduğu emir ve yasakların gözetilmesine ve Allah’ın şeriatından uzaklaşılmamasına bağlıdır. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurur:

“İnanıp da imanlarına herhangi bir şirk bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.” (6 Enam/82)

İkinci olarak; Buhari ve Müslim’in, Abdullah İbni Ömer (Radıyallahu Anhuma)’dan rivayet ettikleri bir hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

 “Müşriklere muhalefet ediniz. Bıyıklarınızı kısaltınız ve sakallarınızı bırakınız.” 

Hadis; sakalların büyütülmesinin ve olduğu gibi terk edilmesinin vucubiyetine açıkça delalet etmektedir. Ayrıca sakalları kesmenin ve kısaltmanın caiz olmadığını göstermektedir.

Üçüncü olarak; Şer-i hükümlerin temel ekseni şu ayeti kerimedir:

“Allah hiçbir nefsi taşıyamayacağı bir şeyle sorumlu tutmaz.” (2 Bakara/286)

İşte bu sorumluluklardan bir tanesi de sakaldır. Dolayısıyla sakal bırakmak da bu nassın genel anlamı içindedir.

Diğer taraftan Rabbimiz zaruret esnasında yasak olan şeyleri mübah kılmıştır. Bununla beraber zaruretlerin miktarıyla takdir olunacağını bildirmiştir.[2] Bir kulun zaruret adı altında Allah’ın hudutlarını çiğnemesi asla caiz değildir. Bundan dolayı Allah’ın zaruret halinde mübah kılmış olduğu miktarı takdir etmeyi ayırt edebilmesi gerekir. Bununla birlikte nelerin zaruret olup olmadığını, nelerin ihtiyaç ve nelerin de tahsiniyyat olduğunu iyi ayırt edebilmesi gerekir.

“Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan çokça esirgeyendir.” (2 Bakara/173)

Dördüncü olarak; İslami alametlerinin darul küfürde terk edilme mevzusuna gelince…

Kanaatimce sen Şeyhu-l İslam İbn-i Teymiye’nin “İktidau Sırati Müstekim” isimli eserinde geçen şu sözlerini gastediyorsun:

“Günümüzde olduğu gibi Darul harb veya muharip olmayan Darul küfürde Müslüman bir kişi onlara zahirde muhalefet etmekle emir olunmamıştır. Zira bu büyük bir zarara yol açabilir. Hatta Müslüman bir kişi dış görünüşü itibariyle kâfirleri dine davet etme noktasında şer-i bir maslahat veya onların gizli durumlarını öğrenme ve Müslümanlara haber verme yahut Müslümanlara gelebilecek bir zararı def etme gibi durumlar söz konusu ise Müslüman’ın kâfirlere benzemesi bazen müstehab ve bazen de vacip olabilir.”

İşte kardeşim! Şeyhul İslam’ın beyan etmiş olduğu gibi bu gibi durumlar mutlak olarak mübah değildir. Dolayısıyla bunların ölçüsü hakiki şer’i maslahatların gerçekleşmesine bağlıdır. Bu ölçüler ise Müslümanlara zarar gelmesidir. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurur:

“Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız Allah'adır.” (3 Ali İmran/28)

Ayette geçen “Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır” ifadesini ise şöyle anlayabiliriz:

 Bazı zaman ya da bazı mekanlarda Müslüman bir kimse kâfirlerden veya onların kötülüklerinden korkarsa dış görünüş olarak onlara muhalefet etmez ve  kendisini onlardan korur. Açık bir şekilde kâfirlere karşı düşmanlık göstermez. Fakat kişinin kalben düşmanlığı devam eder.

Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor” ayeti ise korku sebebiyle kulun Allah’ın belirlemiş olduğu sınırları aşmaması ve böylelikle Allahın gazabına uğramaması konusunda bir hatırlatmadır.

Ayet “Dönüş yalnız Allah'adır” şeklinde sona ermektedir. Yani kulun bütün yapmış olduğu şeylerden hesaba çekileceğine, tek tek her şeyin sayılacağına ve buna göre cezalandırılacağına veya mükâfatlandırılacağına dair kulun dönüşünün Allah’a olacağı konusunda bir tembihtir. Bundan dolayı kul, cezayı hak edecek bir amelle Allah’ın huzuruna çıkmaktan sakınsın ve Allah’ın fazlı ile mükâfat ve sevap kazanabileceği ameller işlemek için uğraşsın.

Beşinci olarak; Yaşadığınız belde de bir kişi her halükârda gözetim altında tutuluyor ve takip ediliyor ise bu kişinin sakalını kesmesin kendisine bir faydası yoktur. Bu kişi bu durumda sakalını bıraksın, bolca Rabbine dua etsin ve şeriatın emir ve yasaklarını güzelce yerine getirsin. İslam şeriatının emir ve yasaklarına tam olarak sarılmak sıkıntılardan çıkmaya bir vesiledir.

Anlatmış olduğun durumunun aynısı Cezayir’de bizim de başımıza geldi. Birçok sıkıntılar ve zorluklar olmasına rağmen görünümümüzden asla taviz vermedik. Hatta öyle durumlara düşen kardeşler oldu ki, sakalını kesme ya da hapse atılma ile karşı karşıya kaldı ama kardeşler hapse atılmayı tercih ettiler. Bazıları da işinden olma veya sakalını kesme ile karşı karşıya kaldılar. Ama kardeşler sakalını kesmemeyi ve işten atılmayı seçtiler. Bunun için Cezayir’de aşırı baskı ve gözetimler olmasına rağmen İslami hidayetin simgeleri yayıldı.

Tabii ki bunda en büyük neden öncelikle Rabbimizin fazlı ve daha sonra kardeşlerimizin hak üzerine olan sebatlarıdır. Bunun dışında birilerinin iddia ettiği gibi Cezayir hükümetinin baskı ve zulmünü hafifletmesi gibi bir durum asla söz konusu değildi.

Bu gibi beldelerde yaşayan kardeşlerimize nasihatimizidir ki, bu kardeşlerimiz bir araya geldiklerinde, sohbetlerinde ya da derslerinde daima birbirilerini hak üzerinde sabit kalmaya, sebata dair sohbetler yapsınlar. Bunun aksine “Bizi gözetliyorlar, bizi tutuklayacaklar” şeklinde korkutma içerikli konuşmalar yapmasınlar. Zaten soru soran kardeşimiz de kanaatimce korkutma içerikli sohbetlerden dolayı böyle bir durum içine girmiş. Bir Müslümana doğru olmayan haberler gelebilir ve bundan dolayı zayıf haberlere kulak verme durumu olabilir. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurur:

 “Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme”(18 Kehf/28)

Şayet bulunduğunuz yerde durum anlattığın üzere oldukça şiddetli bir hale ulaşırsa, senin halkı zalim olan bu memleketten hicret etmen gerekir. Kim bu konuda samimi, sadık, azimli, ihlâslı olur ve Allah’a tevekkül ederse, Allah o kişinin işlerini kolaylaştıracaktır. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurur:

“Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: "Ne işte idiniz!" dediler. Bunlar: "Biz yeryüzünde çaresizdik" diye cevap verdiler. Melekler de: "Allah'ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" dediler. İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir. Erkekler, kadınlar ve çocuklardan (gerçekten) âciz olup hiçbir çareye gücü yetmeyenler, hiç bir yol bulamayanlar müstesnadır. İşte bunları, umulur ki Allah affeder. Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır. Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek birçok güzel yer ve bolluk (imkân) bulur. Kim Allah ve Resûlü uğrunda hicret ederek evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükâfatı Allah'a düşer. Allah da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (4 Nisa/97-100)[3]


[1] Tirmizi

[2] Yani zaruretin büyüklüğü ya da küçüklüğü oranında ruhsatlara cevaz verilmiştir. –yayıncı-

[3] Cevap Veren: Ebu Süfyan el-Cezairi.


Soru & Cevap Hakkında Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap