Popüler Aramalar:
Ölüleri arkasından anmanın hükmü nedir?
6 ay önce cevaplandı
Ölüleri anma deyince iki şey anlaşılır.
Birincisi; Ölünün güzelliklerinden bahsetmek, dünya hayatında yapmış olduğu iyilikleri zikretmektir. Gerek yazılı olarak gerekse de sözlü olarak onu hatırlamaktır.
İkincisi; Ölüyü kaybetmiş olmaktan dolayı acınmak, üzüntü duymaktır.
Sizin kastınız birincisi ise yani ölünün güzelliklerini, yaptığı iyilikleri hatırlamayı kast ediyorsanız, bu da iyilik ve güzellikte ona uymayı, onun gibi olmayı gerektiriyorsa şu şartlar yerine getirildiği takdirde hiçbir sakınca yoktur:
1. Ölen kimse iyi ve salih bir kimse olmalıdır.
2. Bu durum, halkın ve özellikle de Rafızilerin dinlerinde olduğu gibi belirli vakitlerde toplanmalara sebep olmamalıdır. Ölümden bir hafta, 10 gün, 40 gün, 52 gün sonra ya da ölüm yıldönümlerinde toplanmak ve ölüyü anmak bidattir.
3. Ölünün iyiliklerini söylerken hakikati araştırmak gerekir. Onun sözlerinden veya fiillerinden doğru ve güzel olanlarını, İslama uygun olanlarını araştırmak gerekir.
Şayet ikinci kısmı kastediyorsanız yani ölünün arkasından acınmayı, üzüntü duymayı kastediyorsanız hiç şüphesiz bu durum sünnetle sabit olup meşrudur. Buhari ve Müslim’in Sahihlerinde rivayet ettiklerine göre Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Sa’d b. Havle[1] (Radıyallahu Anh) için üzüntü duymuş ve bunu da dile getirmiştir. Allah en yücedir ve en iyi bilendir.[2]
[1] Şeyh’in işaret ettiği hadis Sa’d bin Ebu Vakkas ile Rasulullah arasında geçen uzun bir konuşmanın sonunda Sa’d bin Ebu Vakkas’ın “Yoksa ölüp burada mı kalacağım?” demesi üzerine Rasulullah’ın “Hayır… Şüphesiz sen geride bırakılacaksın. Asıl biçare olan Sa’d bin Havle’dir” sözüdür. Sa’d bin Havle Mekke’de vefat eden bir sahabi idi. Gerek İmam Buhari’nin gerekse de İmam Müslim’in rivayetinde hadisin sonunda “Rasulullah Sa’d bin Havle için yas tutmuş, üzülmüştür” denilmiştir. İmam Nevevi bu hadisin şerhinde “Rasulullah onun için yas tutmuş, üzülmüştür” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Şeyh Ebu Süfyan el-Cezairi’nin işaret ettiği hadis budur. –yayıncı-
[2] Ebu Süfyan el-Cezairi.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.
Giriş Yap