Popüler Aramalar:
Sorumu özellikle Şeyh Ebu Müslim El-Cezairi’ye soruyorum. Çünkü benim sorum Cezayir’le ilgili ve kendisi Cezayirli olduğu için oranın durumunu başkalarından daha iyi biliyor.
İntihar eylemi sırasında mücahidlerin hedefinin yakınında bulunduğundan dolayı ölen Müslüman bir kimsenin hükmü nedir? Onun mevcut tağuti sistemle yakından veya uzaktan alakasının olmadığı açık ve net bir şekilde biliniyor. Ayrıca istemediği halde zorla askere götürülen ve askerlik yaparken ölen kimsenin durumu nedir?
4 ay önce cevaplandı
Kardeşim! Sorunda mücahidlerin Allah yolunda gerçekleştirdiği eylemleri intihar eylemi olarak isimlendiriyorsun. Bizim “Amel-i İstişhadiyye (Şehadeti Taleb etme)” olarak gördüğümüz bu mübarek operasyonlara “İntihar Eylemi” ifadesini kasıtlı olarak kullanıp kullanmadığını bilmiyorum. Eğer sen bu eylemleri gerçekten de intihar eylemi olarak görüyorsan vereceğim cevabı okumadan önce bu eylemlerin şer’i dayanaklarını araştırman gerekir.
Ancak “İntihar eylemi” ifadesini kasıtlı olarak değil de düşmanların gazete ve televizyonlarda bu ifadeyi sıkça dile getirmelerinden dolayı kullanıyor isen konuştuğun sözlere dikkat etmeni tavsiye ederim. Kâfirler bu yöntemi Allah yolundaki cihad hükümlerinin çoğunda uygulamaktadırlar. İslam düşmanlarının bu terimleri ne maksadla kullandıklarını bilmiyorsan, onların İslam’ı ilgilendiren konularla kullandıkları tüm terimlere dikkat et!
Birinci sorunun cevabına gelince…
Üstüne basa basa defalarca tekrar ettiğimiz şudur ki; Allah yolundaki mücahidler cihadlarında caiz olmayan hiçbir iş yapmaz ve arzu etmezler. Çünkü mücahidler insanlığı, Alemlerin Rabbi olan Allah’ın şeriatı altında toplamayı hedef edinmişlerdir. Öyleyse mücahidler halkın düşmanı değildir. Özellikle de sizin bahsettiğiniz millet, İslam milleti… Allah için sevme, Allah için buğzetme emri gereğince bu milletlere düşmanlık değil dostluk göstermeleri gerekir. Kaldı ki mücahidler sadece Rahman’ın şeriatını uygulamayanlara düşmandırlar. Zira onlar kâfirlerin zulüm ve küfür kanunlarını Müslüman halka zorla uyguladılar. İşte asıl düşman bunlardır. Memleketleri istila ettiler, servetlere ve gelir kaynaklarına el koydular, namusları çiğnediler. Dine toptan bir savaş açtılar. İşte düşman bunlardır ve düşmanlık sadece bunlaradır. Ayrıca mücahidler, bu kâfirleri malıyla, canıyla ve fikirleriyle destekleyen kimselerin de düşmanıdırlar. Hele silahı, petrolü ve diğer zenginlikleriyle kâfirleri destekleyenlerin en büyük düşmanıdır mücahidler...
Mücahidleri evlerinden ve memleketlerinden çıkaran sebep nedir? Öksüz ve yetimlerin feryatları ve insanların yalvararak yardım istemeleri değil midir? Hiç şüphesiz mücahidler Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın şu çağrısına kulak verdiler:
“Size ne oldu da Allah yolunda ve "Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!" diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!” (4 Nisa/75)
Bundan sonra “Mücahidler caiz olmayan hedeflere yöneliyor, halka zarar veriyor veya bir operasyon gerçekleştirirken hiç tedbir almadan düşüncesiz ve dikkatsizce hareket ediyorlar” denilemez. Hiç şüphesiz böyle bir söz baştan aşağı yalan olmasının yanısıra İslam düşmanı kâfirlerden başkasını da sevindirmez.
Mücahidler, saldırılması caiz olmayan yerlere saldırmamaya dikkat ederler. Ancak hata kâbilinden ya da kâfirlere yapılan bir operasyonda dolaylı olarak öldürülen başka… Eğer o Müslüman ise üzerinde olduğu niyet üzere diriltilecektir.
Mü’minlerin annesi Âişe (Radıyallahu Anha)’nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Bir ordu Kâbe’ye saldırmak üzere yola çıkacak ve bir çöle geldiklerinde baştan sona bütün ordu yere batırılacaktır" buyurdu. Ben "Ya Rasulallah! Onların arasında ticaret için yola çıkanlar ve kötü niyetli olmayanlar varken nasıl hepsi birden yere batırılacak?" dedim. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Onların hepsi birden yere batırılacak ama âhirette yeniden diriltilip niyetlerine göre hesaba çekileceklerdir” buyurdu.”[1] Bu hadisin bizim konumuz ile ilgisi inşaallah birazdan açıklanacaktır.
İkinci sorunun cevabına gelince…
Kendi isteği dışında, zorla mücahidlere karşı savaşmaya götürülen kimse, mücahidlerin istikametine doğru bir kurşun dahi atması caiz değildir. Onlarla karşılaşması ve çarpışması haliyle caiz değildir. Böyle bir kişi zorla savaş alanına götürüldüyse karşısında iki seçenek vardır; ya mücahidlerin tarafına geçecek ve onlara katılacak, kâfirlerden kaçacak ve Müslümanlara sığınacak. İşte bu en faziletli ibadetlerdendir. Bu esnada kâfirler tarafından öldürülürse büyük ecir kazanacağını ümit ederiz. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurmuştur:
“Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek birçok güzel yer ve bolluk (imkân) bulur. Kim Allah ve Resûlü uğrunda hicret ederek evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükâfatı Allah'a düşer. Allah da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (4 Nisa/100)
Eğer buna gücü yetmiyorsa gizlenmesi, saklanması ve asla savaşa katılmaması gerekir. İmam Müslim, Sahihinde Ebu Bekre (Radıyallahu Anh)’dan şu hadisi rivayet etti.
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Dikkat edin! İleride fitneler olacak! O zaman oturanın fitnesi yürüyeninkinden, yürüyenin fitnesi de koşanınkinden daha hafif olacak. O güne erişenlerden devesi olan devesiyle, koyunu olan koyunuyla, toprağı olan da toprağıyla uğraşsın!" buyurdu. Bir adam "Ya Rasulullah! Devesi, koyunu veya toprağı olmayan ne yapsın?" diye sorunca Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Kılıcını taşa vursun ve gücünün yettiği kadar (fitneden) uzaklaşsın!" buyurdu ve "Allahım! Ben tebliğ ettim! Allahım! Ben tebliğ ettim!" dedi. Adam "Ya Rasulallah! Ben iki taraftan birine katılmaya zorlansam, adamın biri (savaşa katılmadığım için) beni kılıcıyla veya okuyla öldürse durum ne olur?" diye sorunca Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Kendi günahı ve senin günahını yüklenir ve cehennemliklerden olur" buyurdu.”
Görüldüğü gibi hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) fitne döneminde meydana gelecek savaşta öldürülme pahasına da olsa kılıcı taşa vurmayı emretti. Öyleyse Allah’ın dininin yüce olması için savaşan muvahhid mucahidlere karşı kâfir ordusuna katılmanın hükmü ne olur? Hiç şüphesiz bu savaşta mücahidlere karşı savaşmamak için silahını taşa vurması çok daha hayırlıdır. Şeyhulislam İbni Teymiyye (rahimehullah) der ki:
“Fitne döneminde meydana gelecek savaşı ilk başlatan olmak hiç şüphesiz caiz değildir. Bu savaşta zorla savaşa çıkarılan kimse, kılıcını taşa vurmalı, asla savaşmamalı, mazlum olarak öldürülecek olsa bile buna sabretmelidir. Öyleyse zekâta engel olan mürtedler ve İslam dininden çıkmış diğer taifelerle birlikte Müslümanlara karşı savaşanın hali nasıl olur? Hiç şüphesiz o, zorla savaşa katılsa bile Müslümanlar onu öldürseler de onlara karşı savaşmaması gerekir. Yine bir adam masum bir Müslümanı öldürmeye zorlansa, onu öldürmesi ittifaken caiz değildir…”
Soruda bahsedilen genç, eğer mücahidlere karşı zorla savaşa katılır ve öldürülürse niyetine göre diriltilir. Buna delil daha önce zikrettiğimiz Aişe (Radıyallahu Anha)’dan rivayet edilen hadistir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Kabe’yi yıkmaya gelen ordunun hepsinin yerle bir edileceğini ve herkesin niyetine göre diriltileceğini haber vermiştir. Elbette Allah (Subhanehu ve Tealâ) onları niyetlerine göre ayırmaya kadirdir ama mücahidler bunu nasıl yapacak? Ya da zorla savaşa katılanlarla kendi istekleriyle savaşanları ayırmaları gerekir mi? Onların hepsi bir safta…
Mücahidler, savaş sırasındaki hengâmede tağut ordusu içerisindeki kimseleri niyetlerine göre ayırmadıkları için kınanmamalıdır. Asıl kınanması gerekenler; onları mücahidlere karşı savaşmaya zorlayanlardır. İşte onlar hem kendi günahlarını hem de savaşa zorladıklarının günahlarını yüklenen kimselerdir.[2]
[1] Muttefekun aleyh.
[2] Cevap Veren: Ebu Müslim el-Cezairi.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.
Giriş Yap18 görüntülenme
15 görüntülenme
13 görüntülenme
12 görüntülenme
11 görüntülenme