Popüler Aramalar:
Müslüman olduğu zannedilen tağuti bir hükümette görev alan bir kimse ile parlamento ve parlamentoda çıkarılan kanunlara dair tartıştım. Kendisine “Bu meclis Allah’ın hükmünün terk edildiği, beşeri kanunların çıkarıldığı bir meclistir” dedim. Bana şöyle cevap verdi:
“Parlamentoda Allah ile beraber teşride bulunulması söz konusu değildir. Sadece insanlar arası ilişkilere dair ya da memleketin işlerini düzenleyen kanunlar çıkarılmaktadır.”
Kendisine ukubat[1] konusunu hatırlattığımda ise şöyle cevap verdi:
“Hadlerin tatbikinin ertelenmesi normaldir.”
(Sorum şudur): Hadleri tatbik etmenin ertelenmesinin hükmü nedir?
[1] İslam şeriatinde suçlulara öngörülen kısas ve şahsi türden cezalar. –yayıncı-
4 ay önce cevaplandı
Hadlerin bazı durumlarda tatbikinin ertelenmesi ilim ehli olmayan birçok kardeşimizin içinden çıkamadığı karmakarışık bir mesele haline getirilmiştir. Tağuti hükümetleri savunan birçok kimse, kardeşlerimizle beşeri kanunlarla hükmetme meselesini tartıştıkları zaman meseleyi farklı mecralara çekerler. Son olarak ise meseleyi hadlerin tatbikinin ertelenmesi noktasına getirirler. Kardeşlerimiz ise, tağuti hükümetleri savunma adına tartışmanın tek bir noktada kilitlenip kaldığının farkına varamıyorlar. Bunun neticesinde ise muhalifler kardeşlerimizi cahillikle suçluyorlar. Onlara göre bizler şeriatin tatbik edilmesinin ne demek olduğunu bilmiyoruz ve şeriati tatbik etmekten sadece hadlerin tatbik edilmesini anlıyoruz. Hayır… Bu kesinlikle böyle değil!
Bizler şeriatin tatbik edilmesini sadece ukubata dair cezaların (yani had cezalarının) uygulanması ile sınırlandırmıyoruz ki. Bilakis siyaset, askeriye, iktisad, toplumsal yaşam, eğitim ve öğretim gibi bütün işlerde ve hayatın tamamında şeriatin uygulanmasını istiyor ve onun için mücadele ediyoruz.
Muhaliflerimiz şeriatin tatbik edilmesine dair söylemlerimizi duydukları zaman hemen sinirleniyorlar ve "Siz insanların kırbaçlanmasını, ellerin kesilmesini, boyunların vurulmasını mı istiyorsunuz? Öncelikle bunun için toplumu hazırlamak, tedrici bir uygulama yapmak gereklidir" diyor ya da buna benzer şüpheler üretiyorlar. İşin aslı onların bize bu şekilde karşı çıkışları kendilerinin şeriatin tatbik edilmesinden sadece hadleri tatbik edilmesini anladıklarını ortaya koyuyor. Onların bu durumunu şu atasözü ne güzel ortaya koymaktadır:
"Hastalığını bana attı ve sıvıştı."[1]
Biliyoruz ki hadler şüpheler sonucu düşer. Nitekim Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:
"Hadleri gücünüz yettiğince Müslümanların üzerinden düşürün. Eğer bir çıkış yolu bulabilirseniz suçluları serbest bırakın. Zira imamın affetme noktasında hata etmesi cezalandırma noktasında hata etmesinden daha hayırlıdır."[2]
Nitekim Hz. Ömer zamanında kıtlık baş göstermiş, aşırı açlık şüphesi ile sadece bazı kimselerden hırsızlık haddi düşürülmüştür. Ancak bu, bazı cahillerin zannettiği gibi hırsızlık haddinin tüm insanlardan düşürüldüğü ya da Ömer (Radıyallahu anh)’ın bütünüyle Allah'ın şeriatini işlevsiz bıraktığı anlamına gelmez. Aynı şekilde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocuğunu doğurmasına ve emzirecek kimse olmadığı için emzirme süresinin bitmesine kadar zina eden bir kadının had cezasını tehir etmişti. Ancak tüm bunlar şer'i bir gerekçe ve şüphe sebebiyledir. Günümüzde tağuti hükümetlerin yaptığı gibi bir şüphe ya da şer'i bir gerekçe olmaksızın hadlerin tatbik edilmesini ertelemek haramdır ve bu hadleri iptal etmek olarak itibar görür. Bu hükümetlerin şer'i hadleri hiçbir caydırıcılığı olmayan kanunlarla değiştirmeleri, sadece şer'i hadleri değil bilakis şeriatin tamamını geçersiz kılmaları, Allah'ın kanunlarını kendisinden küfür kokusu yayılan beşeri anayasalarla değiştirmeleri onların küfrünü görmen için sana yeter ve artar.
Sizinle tartışan kişinin “Parlamentoda Allah ile beraber teşride bulunulması söz konusu değildir. Sadece insanlar arası ilişkilere dair ya da memleketin işlerini düzenleyen kanunlar çıkarılmaktadır" iddiasına gelince… Anlaşıldığı kadarıyla bu kimse, günümüzde beşeri parlamentoların realitesini bilmiyor. Eğer gerçekten hakkı arama adına seninle konuşuyorsa ona bu parlamentoların hakikatini anlat. Onların, insanlar arası ilişkilere ya da memleketin işlerini düzenlemeye dair çıkardıkları bütün kanunlarının kaynağının küfür anayasaları olduğunu, çıkan her bir kanunun bu küfür anayasasına muvafakat etmesi gerektiğini, bunun ise Allah'a apaçık bir şekilde şirk koşmak olduğunu öğret. Sana daima Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in şu hadisini hatırlamanı tavsiye ederim:
"Allah'a yemin olsun ki, senin elinle bir kimsenin hidayete ermesi, senin için kızıl develere sahip olup bunu sadaka olarak dağıtmandan hayırlıdır."[3]
Buna karşılık muhatabın sadece tağutları savunabilme adına seninle tartışıyor, hakkı bilip ona tabi olmak gibi bir endişe taşımıyorsa benim sana nasihatim bu kişi ile konuşmayı terk etmen ve kulağını Rasulullah'ın şu buyruğuna vermendir.
“Haklı olduğu halde münakaşayı terk eden kimseye ben, cennetin kenarından bir köşk garanti ediyorum.”[4] Hiç şüphesiz Allah en doğrusunu bilir.[5]
[1] Araplar bu atasözü ile birçok ayıbı olan bir kimsenin kendi ayıbını örtbas etme adına karşıdakini suçlaması, kendi ayıbı ile başkasına iftira atmasını kastederler. –yayıncı-
[2] İbn-i Ebi Şeybe, Musannef.
[3] Buhari, Kitabul Cihad.
[4] Ebu Davud, Kitabul Edeb 7 (4800).
[5] Cevap Veren: Ebu Velid el-Makdisî.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.
Giriş Yap18 görüntülenme
15 görüntülenme
14 görüntülenme
12 görüntülenme
11 görüntülenme