Popüler Aramalar:
Türk okullarında tatbik edilen bir program vardır. Buna göre öğrenciler sabah ictimasında sıraya geçerek Atatürk’e ait bir büstün önünde boş bir alanda toplanırlar, laiklik ilkelerine bağlı kacaklarına, bu uğurda canlarını feda edeceklerine dair ya da bu bağlamda yemin ederler. Acaba bu yapılan amel, küfür ameli midir? Bu amel küfür ameli ise çocuklarını bu okullara gönderen velilerin hükmü ne olur? Çocuk mevcut sisteme ve bu yeminin içeriğine buğz etse dahi böyle bir fiili yapmakla hükmü aynı kalır mı? Bir baba çocuğuna “Evladım! Sen yemin esnasında başka sözler söyle. Allah’ı zikret, Kur’an oku ya da başka sözler söyle” dese –ki bu imkan dahilindedir ve zor değildir- sıkıntıdan kurtulmuş olur mu? Şunu da belirtmek isterim ki; Türkiye’de okullarda kadın, erkek karışık eğitim yapılmaktadır. Hicab ise yasaktır.
6 ay önce cevaplandı
Laiklik üzere kalmaya, Allah’ın dini ile savaşan laik tağutlara dostluk göstermeye dair yapılan yeminler küfür yeminleridir. Çünkü böylesi yeminlerde hem küfre rıza vardır hem de küfrü isteme vardır. Allah (Subhanehu ve Tealâ) kendi hükümleri dışında hükümlere muhakeme olmak isteyenler hakkında şöyle buyurur:
“Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut'u reddetmeleri kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut'un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Hâlbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.” (4 Nisa/60)
Bu ayet göstermektedir ki; Allah’a, O’nun Rasülüne ve kitabına iman eden bir kimsenin tağuta muhakeme olmayı istemesi düşünülemez. Ebu Suud bu ayetin tefsirinde şöyle der:
“Ayette bu kimselerin, bizzat tağuta muhakeme olmamakla beraber sadece tağuta muhakeme olmayı istemeleri dahi inkara ve taaccübe neden olmuştur. Bunu istemek dahi taaccübü celbeden, olmaması gereken bir davranıştır. O halde bilfiil tağuta muhakeme olmak acaba nasıl bir sonuç doğurur.”
Bu delil göstermektedir ki; sadece Allah’ın şeriatı dışında başka bir hükme muhakeme olmayı istemek –bizzat muhakeme olmasa dahi- küfürdür.
Bunun sebebi ise tağuta muhakeme olmayı istemek fiilinde bizzat küfre (yani tağuta muhakeme olmaya) rıza vardır.[1] Nitekim ilim ehli kat’i bir şekilde küfre rızanın küfür olduğunu belirtmişlerdir.
“Küfre rıza küfürdür” kaidesinin delilleri şunlardır. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurur:
“Oysa Allah size Kitap’ta (Kuran’da) “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.” (4 Nisa/140)
“Bunun sebebi, onların Allah'ı gazaplandıran şeylerin ardınca gitmeleri ve O'nu razı edecek şeylerden hoşlanmamalarıdır. Bu yüzden Allah onların işlerini boşa çıkarmıştır.” (47 Muhammed/28)
Aris bin Umeyre el-Kindî (Radıyallahu Anh)’den rivayetle Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Yeryüzünde suç işlenip de onu gören, bundan hoşlanmazsa (bir başka rivayette onu inkâr ederse) onu görmeyen gibi olur. Onu (kötülüğü) görmeyen kimse (duyduğunda) hoşnut olursa o yerde hazır bulunmuş gibi olur.”[2]
Ümmü Seleme (Radıyallahu Anha)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Bir takım emirler gelecektir. Siz de onların yaptıklarının münker olduğunu bilip karşı çıkacaksınız. Bu şekilde yapan vebalden kurtulur. Karşı çıkan esenliğe kavuşur. Ama razı olup uyana gelince… Orada bulunanlar “Onlarla savaşmayalım mı?” diye sordular. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle cevap verdi: Namaz kıldıkları sürece hayır” cevabını verdi.[3]
Şeyhul İslam İbni Teymiye (rahimehullah) bu konuyla alakalı olarak şöyle demektedir:
“Kim kendi küfrüne ve başkasının küfrüne, kim kendi fıskına ve başkasının fıskına, kim kendi masiyetine ve başkasının masiyetine rıza gösterirse işte o kimse Allah’ın rızasına tabi olmamış ve Allah’a iman etmemiş demektir. Bilakis bu kimse Rabbi’ni kızdırmış, Rabbi de ona gazaplanmış ve lanet etmiştir. Allah (Subhanehu ve Tealâ) böyle bir kimseyi zemmetmiş ve ona cehennemi vaad etmiştir.”[4]
Küfre rızanın farklı durumları vardır. Onları şu şekilde maddelendirebiliriz:
1- Kâfirin küfür üzerinde kalmasını temenni etmek küfre rızadır. Ebu Hayyan el-Endülüsi şöyle demiştir: “Kim bir kâfirin iman etmesini kötü görür ve onun küfür üzere kalmasını temenni ederse kâfir olur. Çünkü küfre rıza küfürdür.”[5]
2- Bir kâfirin küfründen dolayı ona saygı göstermek de küfre rızanın şekillerindendir. Hanefi ulemasından İbn-i Nüceym şöyle der:
“Zımmi bir kimse Müslüman bir kimsenin yanına girdiği zaman o Müslüman onun İslam’a girmesini ümit ederek ayağa kalkarsa bunda bir sakınca yoktur. Şayet bir Müslüman böyle bir niyete sahip olmaksızın zimmi için ayağa kalkarsa yahut bu kişinin zengin olmasından dolayı ayağa kalkarsa bunda kerahat vardır. Tartusi şöyle demiştir: “Şayet Müslüman kimsenin ayağa kalkması, giren kimsenin zatında sahip olduğu din içinse küfre girer. Çünkü küfre rıza küfürdür. Nasıl olur da bir mü’min kâfire ta’zim gösterebilir ki!”[6]
3- Küfür sözü söyleyen kimsenin sözüne gülmek de küfre rızanın şekillerindendir. Hicri 844 yılında vefat eden Ali bin Halil el-Trablusi şöyle der:
“Küfür sözü söyleyen bir kimseye gülen de kâfir olur.”[7]
4- Bir kimseye küfür üzere ölmesi için beddua etmek de küfre rızadır. Maliki âlimlerinden Kerki “Çünkü bur bir kimsenin Allah’ı inkâr etmesini temenni etmektir” demiştir. Bu konuda Maliki mezhebinde sahih olan görüş ise bu kimsenin kâfir olmayacağıdır. Şeyh Halil, Muhtasar adlı eserde bu konuya değinerek şöyle demiştir:
“Sahih olan “Allah, o kimseyi küfür üzere öldürsün” demesiyle bir kimsenin kâfir olmayacağıdır.”[8]
5- Küfre rıza şekillerinden bir diğeri ise şu günümüzde dinler arası diyalog diye adlandırılan konuda açığa çıkmaktadır. Berahimiyye dini adı altında bütün dinlerin bir araya getirilmesi ve bu anlayışı temel esas alarak diğer dinlerin İslam dinine muhalefet edip etmediğine, hatalı olup olmadığına bakmaksızın, İslam dininin dışında diğer dinlere mensup olanları tekfir etmeden, sapık olduklarını söylemeden ya da onların cehennem ehli olduklarını ve ateşe gireceklerini dile getirmeden bütün dinlerin kaynağının bu anlayış üzere olması gerektiğine çağırmaktır. İşte bu tür dinler arası diyalog çağrılarına katılmak küfre rızayı içerdiği için küfürdür.
6- Küfrü yemine bağlamak da küfürdür. Bir kimse bizzat küfrü kastederek “O şöyle yaparsa ben kâfir olayım” derse kâfir olur. “Küçük Şafi” lakabı ile meşhur olan Muhammed bin Abbas er-Remli şöyle der:
“Bir kimse kâfir olmayı bir başka şeyin varlığına bağlarsa ya da bununla küfre rıza göstermeyi kastederse o anda kâfir olur. Çünkü küfre rıza küfürdür.”[9]
Hafız İbn-i Hacer Fethu-l Bari’de İbn-i Münzir’den şöyle nakleder: Âlimler “Eğer ben şöyle şöyle yaparsam kâfir olayım” diyen kimse hakkında ihtilaf etmişlerdir. İbn-i Abbas, Ebu Hureyre, Ata, Katade ve farklı şehirlerden fakihlerin geneli bu kişinin kâfir olmayacağını ve keffaret vermesinin de gerekmeyeceğini söylemişlerdir. Ancak bu kimse kalbinde küfrü gizliyorsa bu durum müstesnadır. Evzai, Sevri, Hanefiler, İmam Ahmed bin Hanbel ve İshak bu kişinin söylediğinin bir yemin olduğunu ve keffaret vermesi gerektiğini söylemişlerdir. İbn-i Münzir birinci görüşü tercih etmiş ve bu görüşün daha sahih olduğunu söylemiştir. Zira hadiste “Kim Lat’a Uzza’ya yemin ederse hemen Lailahe İllallah desin” buyrulmuş ama keffaretten bahsedilmemiştir.[10]
Küfrü yalan yere yemin etmeye bağlamak da küfre rızanın şekillerindendir. Yani bir kimsenin yalan olduğu halde “Ben bunu almadım. Şayet aldımsa kâfir olayım” demesi gibi…
Buhari ve Müslim’in Sabit bin Dahhak’tan rivayet ettikleri hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:
“Kim İslam milletinden başka bir din üzerine yalan yere yemin ederse söylediği gibidir.”
Ebu Davud ve İbn-i Mace’nin rivayet ettiği bir hadiste ise Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:
“Kim ben İslâm’dan uzağım derse bu sözünde yalancı ise o dediği gibi olur. Eğer söylediğinde ciddi ise İslâm’a bir daha salim olarak dönemez.”
Çünkü yalan yere küfür üzere yemin etmek küfre rızanın alametlerindendir.
Yukarıda naklettiklerimiz üzerine derim ki; Eğer yalan üzere yemin etmek küfre rızanın alametlerinden ise soruda sorulduğu üzere sözler söylemek, laiklik ilkesi üzere bağlı kalınacağına dair yemin etmek hayli hayli küfre rızanın alametlerindendir.
Öyleyse Müslümanların böyle yeminler edilmesi mecburi olan okullara çocuklarını göndermesi haramdır. Çocukların yemin etmemesi ve yemin esnasında sessiz kalmaları, bu yemine buğuz etmeleri onların üzerinden suç ve günahı kaldırmaz. Ancak çocuk okula gider, sınıfa girer ve bu yemini etmez ise bu sorumluluktan kurtulabilir. Bu okullara çocuklarını göndermek isteyenlerin mutlaka bunu çocuklarına öğretmeleri ve çocukların bu küfür yeminlerini etmemeleri konusunda uyarıda bulunmaları gerekmektedir. Şayet bu okullar erkek ve kız karışık eğitim veriyor, hicabı yasaklıyorsa ve özellikle de kız çocukları büluğ çağına ermiş ise Müslümanların kızlarını böyle okullara göndermesi kesinlikle caiz değildir.[11]
[1] Yani tağuta muhakeme olmak nasıl küfürse aynı şekilde muhakeme olunmasa dahi bunu istemek de küfürdür. Zira muhakeme olmayı istemekte küfre rıza vardır. –yayıncı-
[2] Ebu Davud.
[3] Müslim.
[4] Mecmuu-l Fetava, 10/708.
[5] El-Bahru-l –Muhit, 3/363.
[6] El-Bahru-r Raik, 13/456.
[7] Muin El Hukkam, 2/298.
[8] Eş-Şerhu-l Kebir li-Derderi, 4/303.
[9] Nihayetü-l Muhtac, 8/179
[10] Fethu-l Bari, 11/538.
[11] Dikkat edileceği üzere soruda sadece günümüz okullarında mevcut olan küfrün bir yönüne değinilmiştir ki o da sınıfa girmeden önce yapılan yemin töreninde mevcut küfür amelleridir. Ancak soruda gerek sınıflarda gerekse ders esnasında yapılan küfür çeşitlerine değinilmemiştir. Bu yüzden Şeyh Ebu Münzir meselenin sadece yemin kısmını açıklamıştır. Okuyucunun bu hususa dikkat etmesi gerekir. –yayıncı-
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.
Giriş Yap