A
AKAID Cevaplandı

İman ve Küfür Meselelerinde İbn-i Hacer'in Görüşleri Üzerine

Anonim 4 ay önce 84 görüntülenme

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla… Ben, Allah (Subhanehu ve Tealâ)'nın takdiri gereği, İrca akidesinin oldukça yaygın olduğu bir beldede yaşıyorum. Aramızda çoğu zaman bazı konular hakkında tartışmalar yaşanmaktadır. İşin aslı onların getirdiği bazı şüphelere cevap veremedim. Buna karşılık Allah'a tevekkül ederek bütün gücümle Selef ve halef âlimlerinin iman ve küfür meseleleri üzerinde yazdıklarını araştırmaya çalıştım. Bu süreçte Hafız İbn-i Hacer el-Askalani'nin amelleri imanın sıhhatinin bir şartı değil de kemâlinin bir şartı olarak zikretmesi ve bu konuda Hafız İbn-i Hacer'in görüşleri ile Elbani'nin görüşlerinin uyum içinde olması beni oldukça şaşırttı.

Hafız İbn-i Hacer Fethu-l Bari'de “İslam beş şey üzerine bina edilmiştir” hadisinin şerhinde bu görüşünü Selefe nispet ederek şöyle demektedir:

“Burada iki konu üzerinde durmak gerekir. Bunlardan ilki imanın söz ve amel olması, ikincisi ise imanın artıp eksilmesidir. İmanın söz olması ile kastedilen kelime-i şehadeti ikrar etmektir. Buna karşılık amel ile kastedilen ise itikad ve ibadet türünden her türlü amelin girmesi hasebiyle kalp ve uzuvlarla yapılan amellerden daha genel bir şeydir. İmanı gerek söz ve amel olarak tarif edenler gerekse bu şekilde tarif etmeyenler burada Allah'ın katındaki imanı dikkate alarak görüş belirtmişlerdir.

Selefe gelince onlar imanı "Kalp ile itikad etmek, lisan ile ikrar etmek, uzuvlarla amel etmek" şeklinde tarif etmişlerdir. Bununla amellerin, imanın kemâli için bir şart olduğunu ifade etmek istemişlerdir. Nitekim ileride de geleceği üzere imanın artıp eksilmesine dair görüşleri de buradan kaynaklanmaktadır.

Mürcie mezhebine göre iman sadece itikad ve dil ile ikrardan ibarettir. Kerramiye mezhebi imanın sadece dil ile ikrardan ibaret olduğunu söylemiştir. Mutezileye göre ise iman; amel, ikrar ve itikaddan oluşur. Selef ile mutezile arasındaki fark ise şudur:

Mutezile amelleri imanın sıhhati için bir şart koşarken Selef amelleri imanın kemâli için bir şart koşmuştur. Bunların tamamı ise daha önce de söylediğimiz gibi Allah'ın katındaki iman açısındandır. İnsanlar arasındaki hükümler açısından iman sadece ikrardan ibarettir. Bir kimse tevhid kelimesini ikrar ederse ona dünyada İslam'ın hükümleri uygulanır. Böylesi bir kimse puta tapmak gibi kâfir olduğuna delalet eden bir fiil yapmadığı sürece kendisinin kâfir olduğuna hükmedilmez. Fısk gibi küfrü gerektirmeyen amellerde kişiye imanın nispet edilmesi onun ikrarı cihetiyledir. Aynı şekilde böyle bir kimseden imanın nefyedlmesi, imanın kemâli cihetiyledir. Bu kimseye küfrün nispet edilmesi kâfirlerin fiillerini yapması cihetiyledir. Küfrün nefyedilmesi ise hakiki iman cihetiyledir.” [1]

İbn-i Hacer'in sözleri burada bitmiştir. Değerli şeyhlerimden bu konu hakkındaki kafa karışıklığımı giderebilmem adına detaylı bir bilgi vermelerini rica ederim.


[1] Yani küfrü gerektirmeyen bir günah işleyen kimseye mü’min denilmesinin sebebi onun dil ile ikrarındandır. Eğer “Bu kimse mü’min değildir” denilirse bu da “Kâmil mü’min değildir” anlamına gelir. Şayet bu kimseye “kâfir” ismi veriliyorsa bununla o kimsenin kâfirlerin fiillerini yaptığı kastedilmektedir. Aynı şekilde bu kimseye “O kâfir değildir” deniyorsa bu da hakiki iman açısındandır. –yayıncı-


Cevap

Şehadet Mektebi

4 ay önce cevaplandı

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Hamd sadece Allah'a özgüdür. Güzel sonuç elbette takva sahiplerinindir. Düşmanlık ise ancak zalimlere yapılır.

1- Sevgili Kardeşim! Sana öncelikle şunu hatırlatmak isterim. Sen özellikle sana faydası olacak ilmi tahsil etmeye ve onunla da amel etmeye çalış. Bil ki ilim talep etmek kendisi ile Allah'a ibadet edilen işlerdendir. Bundan dolayı bu görevi yerine getirirken Allah'a karşı ihlas sahibi olman, ilim talebinde kulları gözetmemen gerekir. İlmin sahibine fayda verebilmesi için kişinin o ilimle beraber ilerlemesi gerekmektedir. Sakın ola ki insanlarla münakaşa etmek için ilim tahsil etme. Zira bu dinen zemmedilmiştir. Yine aynı şekilde muhaliflerimizin yazdıklarını reddetme adına ilim talebinde bulunma. Bu da dinen zemmedilmiştir. Hakkı öğrenmek ve onunla amel etmek için ilim tahsil et ki Allah seni korusun ve gözetsin. Öğrendiklerini açıkca haykır. İhlastan sakın ayrılma. Allah'a karşı dosdoğru ol ve ilminle ilerle.

2- Allah seni ilim tahsilin esnasında bahsettiğin bu kimselerle tartışmaktan korusun. O kimselerle meşgul olman, kendileri ile münakaşaya dalman bir taraftan vaktini öldürecek diğer taraftan da kalbini karartacaktır. Bu bahsettiğin kimseler hakkı tanımamak ve hak ehlini küçük görmekle meşhurdurlar.

3- Yukarıda naklettiğin bölümde yazılanlara gelince… Hafız İbn-i Hacer'in, bu görüşü Selefe nispet etmesi onun hatasıdır. Zira bu konuda İbn-i Hacer’in sözleri Selefin sözleri değildir. Ancak İbn-i Hacer, Selef ile Eş'ari âlimlerini kastediyorsa bu doğrudur. Nitekim Şeyh Elbani’de bu noktada Hafız İbn-i Hacer'e tabi olarak hata etmiştir.

4- Amellerin imanın kemâli için şart olduğu görüşü Eş'ari mezhebinin görüşüdür. Lekanî "Cevheretu-t Tevhid" isimli eserinde şöyle der:

“İman tasdik ile tefsir edilmiştir. İkrar ise (dünyevi) ahkâmın icrası içindir. İkrar diğer ameller gibi imanın şartı da denilmiştir. Buna karşılık ikrarın, imanın bir şartı olmadığı bilakis bir cüz'ü olduğu da söylenmiştir. İslamı ise salih ameller olarak açıkla.”

"İthaful Mürid Şerhu Cevhereti-t Tevhid" isimli eserde yukarıda geçen beyitler şu şekilde tefsir edilmiştir:

“Nazımda geçen –ameller gibi- ifadesi mutlak şart olmalarından dolayı bir benzetmedir. Yani Ehli Sünnet’e[1] göre salih ameller imanın kemâli için bir şarttır. Bu itibarla salih amelleri ya da bir kısmını helal saymaksızın, inat etmeksizin ve meşru olmasında şüpheye düşmeksizin terk eden kimse mü’mindir fakat kâmil iman sahibi değildir.”

“Buna karşılık ikrarın imanın bir şartı olmadığı bilakis bir cüz'ü olduğu da söylenmiştir.”

“Bu ifade ile kastedilen ise şudur: Dil ile söylemek imanın belki bir cüz’üdür. Yani imanın hakikatinden bir bölümdür. Bu görüş İmam Ebu Hanife ve Eşariler’den bir gruba aittir. Buna göre; imanı dil ile söylemek bir rukün olup imanın hakikatine dahildir. Dil ile söylemek dışında diğer salih ameller rukün değildirler. Onlara göre iman, kalp ve dil ile yapılan tüm amellerin ismidir. Buna göre imanı tasdik eden, ancak güç yetirebildiği halde ömründe bir kere dahi dili ile ikrar etmeyen kimse mü’min değildir.

Sonuç olarak ikrar hakkında iki görüş ortaya çıkmaktadır. Birinci görüş; İman sadece tasdiktir. İkrar ise kişiye dünya ahkamının uygulanması içindir. İkinci görüşe göre ise; iman tasdik ve ikrardır. Her iki görüşe göre de ikrarın dışındaki diğer ameller imanın kemâli için bir şarttır.

Nazımda geçen “İslamı ise salih ameller olarak açıkla” ifadesi şu demektir: Yani İslam’ın hakikatı salih amellerdir. Salih amel emirleri yerine getirmek, yasaklanan şeylerden de kaçınmaktır. Emirleri yerine getirmekten maksat, bu hükümlere boyun eğmek ve kabullenmektir. Kişi bu hükümlerle amel etse de etmese de bunları reddetmemelidir.”[2]

5- Yukarıda 4. maddede aktardıklarım gördüğün üzere Eş’arilerin akidesidir. Selef'in mezhebine gelince ameller imanın bir rüknüdür. İmam Şafi Kitabu-l Umm'de[3] şöyle der:

“Sahabe, Tabiin ve onlardan sonra bizim kendilerine yetiştiğimiz kimseler ‘İman söz, amel ve niyettir. Bu üçünden birisi olmaksızın diğerleri geçerli değildir’ diye icma etmişlerdir.”

İbn-i Receb el-Hanbelî "Camiu-l Ulum ve-l Hikem'de şöyle der:

“Selef ve hadis âlimlerinin hepsi tarafından bilinen tarifine göre iman; söz, amel ve niyetten ibarettir. Bütün ameller iman kavramına dâhil edilir.”

6- Bilinmelidir ki iman; amel ve kavilden müteşekkildir. Kavil ile kastedilen hem kalbin hem de lisanın kavli, amel ile kastedilen ise hem kalbin hem de uzuvların amelidir. Gerek amel gerekse kavil birbirinden ayrılmayan ve birbirine müsavi iki şarttır. Her ikisinin de bulunması zaruridir. Şart olmak bakımından aynı konumdadırlar. Bundan dolayı beraberinde kavil olmayan amel nasıl sahih olmaz ise aynı şekilde amel olmaksızın kavil de sahih olmaz. Şeyhul İslam İbn-i Teymiye (rahimehullah) Şerhu-l Umde[4] isimli eserinde şöyle demiştir:

“Dinin hakikati itaat ve bağlılıktır. Bu ise sadece söz ile değil aynı zamanda amelle tamamlanır. Bir kimse hiçbir amel işlemiyorsa o kimse Allah'ın dininden değildir. Allah'ın dinini din edinmeyen ise kâfirdir.”

İbn-i Teymiye'nin bu sözü amelin cinsi açısındandır. Ancak amellerden herhangi birini terk edene gelince bunun için üç mertebe vardır.

Birincisi; İmanın aslına giren amellerdir ki kim bunları terk ederse kâfir olur.

İkincisi; İmanın kemâline dâhil olan vacip amellerdir ki bunu terk eden günahkâr olur.

Üçüncüsü; Müstehab imana dâhil olan amellerdir.

İşte Selefin mezhebi ile Selefe muhalif harici ve mutezile mezhebinin arasındaki farkın hakikati budur. Onlar tüm amelleri tek bir mertebede değerlendirmişlerdir. Aynı şekilde imanı da tek bir mertebede değerlendirmişlerdir. Bu mezheplere göre imanın tek bir mertebede olmasından dolayı bir cüz'ü gittiği zaman tamamı gitmiş sayılır.

Sevgili kardeşim! Buraya kadar yazdıklarımın yeterli olduğunu düşünüyorum. Konu hakkında detaylı bilgi almak istersen benim yazdığım “Risaletu-l İman ve-l Küfür” isimli esere bakabilirsin.[5]


[1] Ehli sünnet ile Eş'arileri kastetmektedir. (Ebu Hafs el-Cezairi)

[2] İthafu-l Murid bi-Şerhi Cevhereti-t Tevhid.

[3] Niyet babında.

[4] Salat babında.

[5] Cevap Veren: Ebu Süfyan el-Cezairi.


Soru & Cevap Hakkında Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap