Popüler Aramalar:
Allah sizlerden razı olsun ve sizleri korusun. Sizleri en hayırlı karşılık ile mükâfatlandırsın ve ayaklarınızı sabit kılsın. Değerli şeyhlerimden soracağım soruya acil cevap vermelerini istirham ediyorum.
Put ya da resim gibi küfrün nişanelerinden birisinin asılı olduğu bir mekanda oturmanın hükmü nedir? Oturan kimse her ne kadar dili ile bunlara buğzedemese de kalbiyle buğzetmektedir. Bu kimsenin böyle bir mekanda oturması ihtiyaca binaen değil sadece bazı menfaatler elde etmek içindir. Böylesi bir durumda kişinin bilerek orada oturmasının hükmü nedir?
Bu soru ile bağlantılı olarak bir başka sorum ise şöyledir: Asıl hedefleri her türlü cahili düşünceyi yaymaya çalışmak olan, gerek putlara gerekse de putperestlere övgüler yağdıran televizyon kanallarını izlemenin hükmü nedir? Öyle ki kanalın ismi ve amblemi dahi propagandasını yaptığı inancın ne olduğunu aşikar bir şekilde ortaya koymaktadır. Ben Allah’ın bize ikram ettiği tertemiz İslam akidesini zedelemekten endişe duyduğum için böyle bir soru sordum. Çünkü ben bu gibi davranışların Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın azabına yol açacağından endişe duyuyorum.
Rabbim sizleri korusun ve basiretinizi arttırsın. Faydalı ilim, salih amel ve hayırlı bir son nasip etsin.
4 ay önce cevaplandı
Şer’i deliller açıkça göstermektedir ki Allah (Subhanehu ve Tealâ)’dan başka kendisine ibadet edilen putların bulunduğu bir yerde, terk etme imkanı olduğu halde oturmak kesinlikle caiz değildir. Böyle yerlerden hemen ayrılmak ve uzaklaşmak gerekir. Kişi böylesi bir mekanda oturmaya devam ederse küfre rıza gösterdiği için kâfir olur. Tabii ki bilindiği üzere böylesi bir kimsenin tekfir edilmesi için tekfirin şartlarının gerçekleşmesi ve engellerinin kalkması gerekir. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurmuştur:
“Allah size Kitap'ta "Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve alaya alındığını işittiğinizde onlar başka bir söze geçmedikçe onlarla bir arada oturmayın! Yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkları ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.” (4 Nisa/140)
Şeyh Süleyman b. Abdullah b. Muhammed b. Abdulvehhab şöyle demiştir:
“Ayetin manası zahiri üzeredir. Kim, Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işitir ve bu alaycı kâfirlerin yanında onlara karşı tavır koymaksızın oturursa veya onlar başka bir konuya geçene kadar onları terk etmezse onlar gibi kâfir olur. Çünkü onların yaptıklarını yapmasa bile yanlarında bulunmakla küfürlerine rıza göstermiştir. Bu ayetten âlimler şu sonucu çıkarmışlardır. Herhangi bir günaha rıza gösteren kimse o günahın sahibi gibidir. Kalben günahkârın yaptığını çirkin gördüğünü iddia etse bile bu iddiası kabul edilmez. Çünkü hüküm zahire göredir. Ve kim küfrü ızhar ederse o kimse kâfir olur.”[1]
İmam Kurtubi (rahimehullah) der ki: “Onlardan uzak durmayan bir kimse, onların fiillerine razı olmuş demektir. Küfre rıza ise küfürdür. Nitekim Allah (Subhanehu ve Tealâ) "Yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye buyurmaktadır. Buna göre masiyetin işlendiği bir mecliste oturup da onlara karşı tepki göstermeyen herkes, günahta onlarla eşit olur. Masiyet sözünü söyleyip bunun gereğince de amel ettiklerinde onlara tepki göstermesi icab eder. Eğer onlara tepki gösterme gücünü bulamıyorsa, ayette tehdit edilen kimselerden olmamak için yanlarından kalkıp gitmesi gerekir.”[2]
İmam Taberi (rahimehullah) der ki: “Bu ayet-i kerime, Allah'ın ayetlerini inkâr eden veya onlarla alay eden insanlarla oturulup kalkılmamasını ve onlardan uzak durulmasını, aksi takdirde böyle yapanların da onların durumuna düşeceğini ve bunların akıbetinin de cehennem olduğunu bildirmektedir. Ayrıca bu hususta mü’minlerin tedbirli olmalarını emretmektedir.”[3]
İbni Kesir (rahimehullah) ise şöyle demiştir: “Ayetin manası şudur: Size ulaştıktan sonra nehyedileni işlediğinizde, Allah'ın ayetlerinin küfredilip alaya alındığı, noksan görüldüğü bir yerde onlarla birlikte oturmaya razı olduğunuzda ve bu konuda onlara ses çıkarmadığınızda onların içinde bulunduğu duruma siz de ortak olmuşsunuz demektir. Bunun içindir ki Allah (Subhanehu ve Tealâ) "Yoksa siz de onlar gibi olursunuz" buyurmuştur.”[4]
İmam Bağavî "Yoksa siz de onlar gibi olursunuz" ayetinin tefsirinde şöyle demiştir: “Yani onlar inkar eder ve alay ederken onlarla oturursanız ve bu durumdan razı olursanız siz de kâfirlerden olursunuz.”[5]
Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurmuştur:
“İsrail oğullarından kâfir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır. Onlar, işledikleri kötülüklerden birbirilerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kadar da kötüdür!” (5 Maide/78-79)
“Kendilerine yazık eden kimselere melekler (canlarını alırken) "Ne işte idiniz?" dediler. Bunlar "Biz yeryüzünde çaresizdik" diye cevap verdiler. Melekler de "Allah'ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" dediler. İşte onların barınağı cehennemdir. Orası ne kötü bir gidiş yeridir.” (4 Nisa/97)
Bu ayetin nüzul sebebi olarak İbn-i Abbâs (Radıyallahu Anhuma)’dan şu hadis rivayet edilmiştir: “Müslümanlardan (Mekke'de kalıp hicret etmeyen) birtakım insanlar, Rasûlullah zamanında müşriklerle beraber olarak onların sayısını çoğaltıyorlardı. Bedir harbi sırasında düşman safları arasında bulunan bu kişilere ok atılıyor ve atılan ok bunlardan birisine isabet ediyordu. Ya da kılıç darbesi ile ölüyorlardı. Bunun üzerine Allah (Subhanehu ve Tealâ) "Kendilerine yazık eden kimselere" ayetini indirdi.”[6]
Onların zayıf ve güçsüz olma mazeretleri geçerli bir özür kabul edilmedi. Çünkü onlar müşriklerin yurdundan Müslümanların yurdu olan Medine’ye hicret etmeye güç yetirebiliyorlardı. Ama onlar müşriklerin memleketlerinde kalmayı, onlarla olmayı ve oturup kalkmayı tercih ettiler. Müslümanlara karşı savaşmayı kerih gördüler ve savaşa zorla çıkarıldılar. Ancak savaşa katılmayı istememeleri ve zayıf olmaları mazeret olarak kabul edilmedi. Çünkü bu duruma düşmelerinin sebebi zaten kendileriydi. Bazı ilim ehli onların kâfir olmadıklarını söylemiştir. Semure b. Cundeb (Radıyallahu Anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle demiştir:
"Müşriklerle beraber olan ve (şirk diyarında) onlarla beraber ikamet eden kimse onlar gibidir."[7]
Bu konuda deliller oldukça fazladır. Daha geniş bilgi için tevhid ile ilgili kitaplara müracaat edebilirsin. Acaba muteber şer’i bir maslahat için onlarla birlikte oturmak caiz midir?
Vakıa ile ilgili olaylarda hüküm vermek için durumun en ince şekilde incelenmesi gerekmektedir.[8] Burada gerçekleştirilecek maslahatın ölçüsü ve durumu önemlidir. İnsanlar onların şerrinden korunsun ve yaptıklarından uzaklaşsınlar diye kâfirlerin küfürlerini açıklamak, Müslüman bir kimseyi helak olmaktan kurtarmak ya da cihad ahkamı adına bir fayda sağlamak cinsinden maslahatlara itibar edilir. Kişi dinini izhar eder, açık açık şirkten uzak durduğunu bildirir ve şirk ehlinden uzak durursa bu durumda herhangi bir sakınca yoktur. Bilindiği üzere Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Kaza umresi yaptı. Kabe’yi tavaf etti ve yanında namaz kıldı. Bilindiği üzere Kabe’nin etrafında 300’den fazla put vardı. Onlar ancak fetih yılından sonra kırıldı ve Kâbe’den kaldırıldı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ashabı Kaza Umresinde Kabe’yi tavaf ettiklerinde putlar daha Kâbe’den kaldırılmamışlardı. Bu onlar için bir engel teşkil etmemişti. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tevhid dinini açıkça yaşıyor, putlardan ve onlara tapanlardan uzak olduğunu açıkça haykırıyordu. Kim davetinde ve dini yaşantısında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e uyarsa soruda sorulanların hiçbir zararı olmaz. Ancak eliyle değiştirmeye ve düzeltmeye gücü yetmez ise… Tıpkı Rasulullah’ın ve ashabının Kaza umresindeki hal ve tutumlarında olduğu gibi…[9]
[1] Mecmuatu-t Tevhid.
[2] El-Camiu Li Ahkam 5/418.
[3] Camiu-l Beyan 9/320.
[4] Tefsiru-l Kur’ani-l Azim 2/435.
[5] Mealimu-t Tenzil 2/301.
[6] Buhari.
[7] Ebu Davud, 2789. Albâni bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir.
[8] Fetva vermenin iki ayağından bir tanesi vakıayı bilmektir. Çünkü ehlince meşhur olduğu üzere zaman ve mekan değişimi ile fetvanın değişmesi de kaçınılmazdır. Bundan dolayı her bir fetva kendi vakıası üzeredir. –yayıncı-
[9] Cevap Veren: Ebu Muhammed eş-Şami.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.
Giriş Yap