Popüler Aramalar:
Biz Gazze Selefîleriyiz. Başımıza gelen sıkıntıları biliyorsunuz. Eziyetler, tutuklamalar, işkenceler ve daha neler neler… Bildiğiniz üzere Ebu Nur el-Makdisi (rahimehullah) “Camileri savunan yiğit kimseler kalmayınca gelecekte Selefiler gizli hareket edecekler” demişti. Buna mukabil İslam tarihi boyunca İslâma davet eden kimselerin şartlar uygun olduğu zaman davetlerini açıktan yaptığını da biliyoruz. Abdullah b. Mesud, Ebu Zer el-Gıffarî ve daha öncesinde Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yaptığı gibi…
Gizlilik ve gizlenmek hangi konularda caizdir? Menheci, plan ve programları da kapsar mı? Yoksa sadece belirli zamanlarda ve belirli konular için mi geçerlidir? Diğer taraftan fikrimizi ve akidemizi açığa vurmamız ve insanları açıktan davet etmemiz vacip midir? Yoksa bu görev kişilerin güç yetirebilmesine göre değişir mi?
4 ay önce cevaplandı
Hamd yalnızca Allah’a aittir. Salat ve selam Allah Rasulü’nün üzerine olsun.
Allah (Subhanehu ve Tealâ) faydalı ilim peşinde koştuğun için istek ve gayretini artırsın. Bize ve sizlere salih ameller işlemeyi nasip etsin. (âmin)
Değerli kardeşim! Öncelikle belirtmeliyim ki Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın yoluna davet etmek Selefi Salihin’in menhecidir. Basiretli, doğru ve güzel bir şekilde Allah (Subhanehu ve Tealâ)’ya davet etmek, hayatın vazgeçilmez zaruretlerindendir. İnsanın davete olan ihtiyacı, yeme ve içmeye duyduğu ihtiyaçtan daha fazladır. Zira insanlığın dünya ve ahiret mutluluğu, rahat ve huzuru bu davete bağlıdır. Allah (Subhanehu ve Tealâ)’ya davet etmenin vacip olduğu Kitap ve Sünnetten birçok delille sabittir.
“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (3 Ali İmran/104)
“De ki: İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim.” (12 Yusuf/108)
“Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.” (16 Nahl/125)
“Rabbine davet et! Asla müşriklerden olma!” (28 Kasas/87)
“Rabbine davet et! Zira sen, hakikaten dosdoğru bir yoldasın.” (22 Hac/67)
“İşte onun için sen dâvet et ve emr olunduğun gibi dosdoğru ol! Onların heveslerine asla uyma!” (42 Şura/15)
Allah (Subhanehu ve Tealâ), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ona tabi olan mü’minlerin Allah’a davet eden kimseler olduğunu beyan etmiştir. Hiç şüphesiz Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e tabi olmak ve onun yolundan yürümek tüm Müslümanlara vaciptir.
“Andolsun ki Rasulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (33 Ahzab/21)
Âlimler Allah’a davetin farz-ı kifaye olduğunu bildirmişlerdir. Müslümanlardan bir grup bu görevi yerine getirirse diğerlerinden sorumluluk kalkar. Artık davet onlar için müekked sünnet, salih bir amel olur. Eğer insanlar daveti tamamen terk ederlerse hepsi günahkâr olur ve davet herkese vacip olur. Öyleyse her insan gücü yettiğince, takâti nispetince davete sarılmalıdır.
Günümüzde sahih menhece davet eden kimselerin sayısı oldukça az olduğundan dolayı insanların ihtiyaçlarını karşılamıyor. Bu nedenle günümüzde sahih menhece davet etmek, farz-ı ayndır. Herkes gücü nispetinde bu farzı yerine getirmelidir. Hiç şüphesiz Allah (Subhanehu ve Tealâ) hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez.
Ayrıca ilmi gizlemek haramdır. İnsanların ihtiyaç duyduğu bir ilmi gizlemek âlimler için asla caiz değildir. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurmuştur:
“İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.” (2 Bakara/159)
“Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yeyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah ne kendileriyle konuşur ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır.” (2 Bakara/174)
“Allah, kendilerine kitap verilenlerden "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, asla gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü idi!” (3 Ali İmran/187)
İnsanların muhtaç olduğu her ilim, özellikle de tevhid ve tevhide dair hususlar onlara açıklanmalı ve bildirilmelidir. Taki halka ulaşacak rabbani alimler bulunup farz-ı kifaye yerine getirilene kadar…
Cemaatin yapısını ve faaliyetlerini gizlemek ile Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın dinine daveti gizlemeyi birbirine karıştırmamak gerekir. Birincisinde sıkıntı ve baskılar arttığında gizliliğe riayet etmek mümkündür. Ancak Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın dinine davetin bildirilmesi ve gizlenmemesi gerekir. Aynı zamanda hak üzerinde durmaya gücü yetmeyen zayıf kimselerle kendilerine uyulan ilim erbabını birbirinden ayırmak gerekir. Birinci gruptakiler için takiyye yolunu tutmak caiz iken ilim ehli için hakkı söylemek ve bundan dolayı başa gelecek eziyetlere katlanmaktan başka bir yol yoktur. Bu konuda herkesin kendi kapasitesince ve konumunun gerektirdiği şekilde hareket etmesi gerekir.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakkı haykırıyor, tevhidi ilan ediyor ve Allah’ın dinini tebliğ ediyordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in tebliği gizli yapması caiz değildi. Çünkü o kendisine uyulan imamdı. Yine sahabilerden azimete sarılıp müşriklere Kuran’ı ulaştırmak için tebliği açıktan yapanlar olduğu gibi imanını gizlemese de tebliği gizleyenler (yani tebliğ görevinde bulunmayanlar) mevcut idi.
Gazzedeki kardeşlerimize gelince… Hamas hükümetine ikinci kez kolay bir av ve kolay bir lokma olmamak için bu işi gizli yapmaları gerekir. Ancak bununla birlikte davetin gerekleri yerine getirilmeli ve insanlardan (Allah’ın dinine ait) hiçbir bilgi gizlenmemelidir. Unutmamak gerekir ki gizlilik, cemaatin yapısı ve faaliyetleri hususunda olur. İnsanları Allah’ın dinine davet etmede gizlilik yoktur. Bilakis gerekli tedbirleri alarak ve kontrollü olarak davete sarılmak ve daveti yerine getirmek gerekir. Mesela tebliğ için kendisinden hayır beklenen şahısların seçilmesi, daveti kabul etmesi ümit edilen ve karşı gelmeyecek, münakaşa etmeyecek kimselerin belirlenmesi ya da tebliğ için münasip vakit ve mekânların gözetilmesi gibi tedbirlerin alınması gerekir.
Sonuç olarak; davet esnasında dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:
1. Davet esnasında güzel bir üslupla hikmetli ve güzel sözler söylemek
2. Daveti tedrici olarak yerine getirmek
3. Bilinen her bilgi herkese söylenmemelidir. Ali b. Ebi Talib (Radıyallahu Anh) "İnsanlara anlayabilecekleri şeyleri söyleyiniz! Siz hiç Allah ve Rasulü'nün yalanlanmasını arzu eder misiniz?"[1] demiştir.
4. Öncelikle en önemli konulardan başlanmalıdır. İnsanlar tevhidin "t" sinden bihaberken onlara akidenin furû meselelerinden bahsetmek asla düşünülemez.
Davet esnasında bu şartlara riayet edilmez ise davetin istenen sonucu vermesi beklenmemelidir. Hatta insanların Allah’ın dinine karşı nefret duymalarına dahi sebep olunabilir.
Hiç şüphesiz tevfik (başarı) Allah (Subhanehu ve Tealâ)’dandır. Velhamdulillahi Rabbil âlemîn.[2]
[1] Buhari.
[2] Cevap Veren: Ebu Velid el-Makdisi.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.
Giriş Yap