A
AKAID Cevaplandı

Tekfir Hakkında Şer’i Ölçü

Anonim 4 ay önce 6 görüntülenme

Sorum “Tuhfetu-l Muvahhidin” isimli eserde geçen bazı konulara dairdir. Orada şöyle bir ifade vardır:

“Tekfirin engellerinden her bir engel muayyen olarak kıyamet gününde de kişinin azap görmesinin bir engelidir. Ancak muayyen olarak azabın engeli tekfirin engellerinden bir engel değildir.”

Bu ifade ile anlatılmak istenilen nedir? Ayrıca fetret ehli ile kimler kastedilmektedir? Onların ne gibi özürleri kabul edilir?

 “Hüccet ikame edilen kişinin engeli hücceti öğrenme durumu olduğu zaman kalkar. Öğrenme imkanı olduğu halde delilin kendisine ulaşmaması bir engel teşkil etmez” ifade ile anlatılmak istenen nedir?


Cevap

Şehadet Mektebi

4 ay önce cevaplandı

: Tekfirin dört engeli vardır. Bunlar cehalet, tevil, ikrah ve hata yani kasıtsızlıktır. Kişinin kıyamet gününde muayyen olarak azap görmesinin önünde iyilikler, imtihan, şefaat, tevbe ve istiğfar gibi engeller vardır. Bunun gibi mü’minlerin kişi hakkında dua etmesi, istiğfarda bulunması, ölen kimse için sadaka vermek, ölenin yerine hac ve umrede bulunmak da muayyen azabın engellerindendir. Bu konuda kaide şu şekildedir:

“Tekfirin engellerinden her bir engel muayyen olarak kıyamet gününde de kişinin azap görmesinin bir engelidir.”

Şöyle bir örnek ile açıklarsak sanırım daha iyi anlaşılır. Bir kimse bilmeksizin mushafa basmıştır, Yani ayak bastığı yerde mushaf olduğunu bilmiyordur. Bu kimsenin mushafı çiğnemesi küfrü gerektiren bir ameldir. Ancak adam bastığı yede mushaf olduğunu bilmediği için onun bu cehaleti tekfirin engellerinden bir engeldir. Aynı şekilde bu cehalet, kıyamet gününde de kişinin azaba uğramasının önünde bir engeldir. Yaptığı küfrü gerektiren amel sebebi ile bu kişiye dünyada had cezası uygulanmaz. Ahirette de azaba düçar kalmaz. Burada tekfirin engellerinden birisi olan cehalet aynı zamanda kişinin kıyamet gününde azaba uğramasının önünde de bir engel olur.

“Ancak muayyen olarak azabın engeli tekfirin engellerinden bir engel değildir.”

Bu kaideyi ise şöyle bir örnek ile açıklayabiliriz: Devamlı sadaka veren, bir çok iyi meziyetlere sahip olan bir kimse şayet Allah’a küfrederse bu kimsenin iyilik ve hayır adına yaptığı ameller tekfir hükümlerinin uygulanması önünde bir engel teşkil etmez. Zira iyilikler küfrü gerektirmeyen günahlar için bir kefarettir. Bu adam ise dinden çıkaran bir amelde bulunduğu için yaptığı iyilikler muayyen tekfirin engellerinden değildir. Aynı şekilde bela ve imtihanlar da kıyamet gününde azabın önünde bir engeldir. Ancak küfür işleyen bir kimsenin bela ve imtihanlara maruz kalması dünyada ona kâfir hükmünün uygulanmasının önünde bir engel değildir.

İkinci soruya gelince; Fetret kelimesi “futur” kelimesinden türemiştir ki durgunluk ve sükunet demektir. Fetret ile kastedilen bir müddet vahyin kesilmesi, mükelleflere risalet hüccetinin ulaşmamasıdır. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurur:

“Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette): "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyle kadirdir.” (5 Maide/19)

Fetret dönemi iki rasul arasında vahyin kesildiği bir dönemdir. Tıpkı İsa (Aleyhisselam) ile Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) arasında vahyin kesilmesi gibi. Bu dönemde yaşayanlara fetret ehli denilir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelmeden önce kendilerine tevhid davetinin ulaşmadığı ve bu halde iken ölen kimseler fetret ehli kimselerdir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bi’setinden sonra oldukça uzak çöllerde yaşayan, acziyet sebebi ile tevhidden cahil kalan kimseleri de fetret ehlinden sayabiliriz. Şayet bu kimse ilmin olduğu bir bölgeye gitmekten acziyet içinde ise, tevhidi öğrenmeye hiçbir imkan bulamıyorsa cehaleti sebebi ile mazeretlidir.

Bir kimsenin fetret ehli olup olmamasında ölçü Rasulün uyarısının kendisine ulaşıp ulaşmamasıdır. Yoksa bizzat Rasulün kişiye gelip gelmemesi ölçü değildir. Kime Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in daveti ulaşmadı ise o kimse fetret ehlidir ve özürlüdür. Hüccet ikamesi yapılmadan azap görmez.

Üçüncü sorunuza gelince, kaide şu şekildedir: “Hüccet ikame edilen kişinin engeli hücceti öğrenme durumu olduğu zaman kalkar. Öğrenme imkânı olduğu halde delilin kendisine ulaşmaması bir engel teşkil etmez.”

Hüccetin ikamesi belirli şartlar dahilinde gereklidir. Daha açık bir ifade ile kişinin delile ulaşma imkânının varlığı, cehaletini giderme imkânına sahip olması, aklı başında işiten ve gören bir kimse olması tekfir etmeden önce hüccet ikame şartını iptal eder. Eğer kişi cehaletini giderme imkânına sahipse, cahil olduğu konuda cehaletini kolayca izale edebiliyorsa bu kimse hükmen cahil bir kimse değildir. İlme önem vermemesi, kulak asmaması, ihmalkâr davranması onun için bir engel değildir. Böylesi kimseler hak olan bilgiye ulaşmaktan yüz çevirmişlerdir. Bundan dolayı bizzat kendilerine hücceti ikame edilmese bile ilim elde etme imkânının olması onun özrünü iptal eder.

Diğer taraftan kişinin hakkıyla delili anlaması (fehmul hucce) şart değildir. Zira kâfirlerin ve münafıkların bir çoğu kendilerine hüccet ikame edildiği halde bunu anlamamışlardı. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurur:

“Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar.” (25 Furkan/44)

Size tavsiyem “Tuhfetul Muvahhidin” isimli kitabı iyi okumanız ve incelemenizdir. Zira bu konular orada en ince ayrıntısına kadar izah edilmiştir.[1]


[1] Cevap Veren: Ebu Velid el-Makdisi.


Soru & Cevap Hakkında Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap