A
AKAID Cevaplandı

Tağutların Ordusunda Yer Almak

Anonim 4 ay önce 7 görüntülenme

1. Değerli alimlerimize… Şeyhimiz Ebu Muhammed el-Makdisi’nin durumu nasıl? Hala tutuklu mu?

2. Maddi sıkıntı içerisinde olmak, Amerikan saflarına katılmayı ve mücahidlere karşı savaşmayı meşru kılar mı?

3. Mücahidlere karşı Amerikalıların safına katılanların hükmü nedir? Acaba kişinin maddi bir sıkıntı içinde olması ya da cehaleti bu hususta kendisi için geçerli bir özür kabul edilebilir mi?

4. Tağuti hükümetlerin alimlerinin “Mücahidler, günümüzün haricileridir” fetvasına dayanarak mücahidlerle savaşan kimsenin durumu nedir? Cehaleti sebebiyle mazur görülebilir mi?

5. Mücahidler böyle bir kişi ile savaşmalı ve öldürmeli mi yoksa sadece korkutup kaçırmalı mı?

6. Suudi Arabistan Devleti’nin askerlerinin hükmü nedir? Onların hepsini küfürle itham edebilir miyiz? Şu bir gerçek ki Harameyn bölgesinde nice askerin mücahidleri desteklediklerine şahit oldum. Mücahidleri donatıyorlar, cihadı ve mücahidleri seviyorlar. Buna mukabil mücahidlere yardım eden bu kimselerin bazısının, mücahidlerin hapsedildiği hapishanelerde gardiyan olduğunu da biliyorum. Kardeşlerimizden bazıları, bu askerleri tekfir ediyor, bunu duyan bazı şeyhler de kardeşlerimizi cahillikle suçluyorlar. Acaba biz bu askerlere karşı nasıl muamele etmeliyiz?

7. Harameyn’de Amerikalıların oturduğu binaları koruyanların hükmü nedir?

8. Suudi Arabistan Devleti’nin istihbarat elemanlarının durumu nedir?

9. Takiyye açısından onlara selam vermek caiz midir?

Özellikle son üç sorumun detaylarıyla cevaplandırılmasını istiyorum. Teşekkürler…


Cevap

Şehadet Mektebi

4 ay önce cevaplandı

1. Şeyhimiz Ebu Muhammed el-Makdisi (rahimehullah) hala tutuklu bulunmaktadır. Zira tuttuğu yoldan asla taviz vermemiştir. Zerre miktarınca davasından taviz verse ya da tek bir kelime ile de olsa mücahid kardeşlerimize yardımı engelleyecek sözler söylese tağutlar ondan hemen razı olacaklardır. Allah (Subhanehu ve Tealâ)’dan şeyhimizin ayaklarını sabit kılmasını ve tutukluluk halinin sona ermesini temenni ederiz. Salih dualarınızda onu asla unutmayın!

2. Dinen haram olan bir şey maddi sıkıntı sebebiyle mübaha dönüşmez. Yalnızca mülci ikrah[1] hali müstesnadır. O da Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın "Kalbi iman ile dolu olduğu halde inkâra zorlanan başka…" (16 Nahl/106) ayetiyle sabittir.

Bilindiği üzere Hatib ibni Ebi Belta (Radıyallahu Anh) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Mekke’yi fethetmek üzere yola çıkacağını bir mektup yazarak Kureyşlilere bildirdildirmişti. Bunun üzerine Allah (Subhanehu ve Tealâ) şu ayeti kerimeyi indirdi:

“Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin! Size gelen gerçeği inkâr etmiş ve Rabbiniz olan Allah’a inandığınız için rasulu ve sizi (ülkenizden) çıkarmış oldukları halde siz onlara nasıl sevgi gösteriyorsunuz?” (60 Mümtehine/1)

Hiç şüphesiz Hatib ibni Ebi Belta (Radıyallahu Anh) bu mektubu yazdığında kendi dininden şüphe içinde değildi. Sadece Kureyşlilerin yanında bir mevki edinmek ve Mekkedeki mallarını koruma altına almak istiyordu. Ancak Allah (Subhanehu ve Tealâ) bu ayeti indirerek maddi ihtiyaçların kâfirlerle dostluğa mazeret olmayacağını bildirdi. Kâfirlerden korkmak ve onlardan işkence görmek endişesi de aynıdır. Bu durumda olanlar için Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurmuştur:

“Kalplerinde hastalık bulunanların "Başımıza bir bela gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasında dolanıp durduklarını göreceksin. Olur ki Allah zaferi veya kendi tarafından bir emri getirir de içlerinde gizledikleri düşüncelerden dolayı pişman olurlar.” (5 Maide/52)

Kişiyi İslam dininden çıkaran söz ve ameller, sadece mülci ikrah altında mübah olabilir. Şeyhulislam İbni Teymiyye (rahimehullah) şöyle demiştir:

“Mezhebleri incelediğimde ikrahın, zorlanan kimseye ve zorlandığı şeye göre değişiklik gösterdiğini gördüm. Küfür sözü söyleme hususunda muteber olan zorlama (ikrah) ile hibe gibi meselelerde itibar edilen zorlama aynı değildir. İmam Ahmed (rahimehullah) birçok yerde küfre zorlamanın sadece aşırı dövme ve işkence ile olacağını söylemiştir.”

İmam Buhari’nin Habbab b. Eret (Radıyallahu Anh)’dan rivayet ettiğine göre Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Sizden önceki kavimlerde Müslüman bir adam tutulur, kendisi için yerde büyük bir çukur kazılır ve içerisine gömülür. Daha sonra testere ile baştan aşağıya tüm bedeni ikiye ayrılır ya da etleri demir taraklarla taranıp kemikleri ortaya çıkardı da yapılan bu işkenceler onları dinlerinden döndürmezdi.”

3. Hiç şüphesiz böyle bir kimse kâfir olur ve muayyen olarak tekfir edilir. Allah (Subhanehu ve Tealâ) kâfirlerin küfürlerini açıklarken şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz bu azap, onların dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın kâfirler topluluğunu hidayete erdirmemesinden ötürüdür.” (16 Nahl/107)

Şeyh Muhammed b. Abdulvehhab “Keşfuş Şubuhat” adlı eserinde şöyle demiştir:

“Allah (Subhanehu ve Tealâ) "Bunun sebebi onların dünya hayatını, ahiretten daha çok sevmeleridir" buyurarak böyle bir küfür ve azabın itikad, cahillik, dinin sevilmemesi yahut küfrün sevilmesi gibi sebeplerden dolayı değil de dünyevi hazların peşinde koşma ve bunu dine tercih etme sebebiyle olduğunu açıkça ifade etmektedir.”

Bu kimsenin cehaleti de kendisini mazur göstermez. Çünkü bu mesele dinin en bilinen meselelerindendir. Bu hususta kimsenin cehaleti mazeret değildir.

4. Mücahidlerle savaşan kimse eğer bizzat kâfirlerin safında yer alıp onlarla savaşıyorsa bu kimsenin kâfir olacağı hususunda ihtilaf yoktur. Dünya ve ahirette özrü kabul edilmez. Böyle bir kimsenin küfründe şüphe eden bir kimse öncelikle dönüp kendi İslamını kontrol etsin. 

Diğer taraftan İslam elbisesine bürünen mürted yöneticilere yardım etmek için mücahidlerle savaşan kimseye gelince, bu kimse açıklama ve uyarılardan sonra mazur kabul edilmez. Belki niyetinin samimi olmasına göre Allah (Subhanehu ve Tealâ) katında mazur olabilir. Ancak bunun zahirde ve kendisi hakkında verilecek hükümde bir etkisi olamaz. Herhalükarda onunla savaşmak meşrudur. Çünkü o, tağutun askerlerinden bir askerdir ve öldürülmesi gerekir.

Aişe (Radıyallahu Anha)’dan rivayet edilen hadiste Mekke’yi yıkmak için yola çıkan ordunun içerisinde ticaret gibi değişik niyetlerle çıkan kimseler olmasına rağmen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle demiştir:

“Başından sonuna kadar hepsi yere batırılır. Sonra kıyamet gününde niyetlerine göre haşredilirler.”[2]

5. Bugün mürted yöneticilerin emri altındaki ordularda görev alan, tağuti sistemleri ve beşeri kanunları korumak için savaşan askerlerin hepsinin kanı mübahtır. Onların kanları koruma altında değildir. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurmuştur:

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, küfredenler ise tâğut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın! Şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.” (4 Nisa/76)

Ancak onların öncelikli hedef olup olmadığı savaşın yerine ve durumuna bağlıdır ve bu konudaki kararı savaş meydanındaki komutanlar verecektir. Bu konuda nihai karar komutanlarındır.

6. Tağuta yardım ettikleri ve onu korudukları için zahirdeki hükme göre onların hepsi dinden dönmüş mürtettirler ve hepsi muayyen olarak kâfirdirler. Onlar her konuda tağutlarına itaat etmekte ve destek vermektedirler. Onlar tağutların resmi köleleridir. Bu hususuta yeminler ederek efendilerine sözler vermişlerdir. Onları bugün Harem’i korurken görebileceğin gibi yarın da Amerikan askerlerini veya karargâhını korurken görebilirsin. Ya da tutuklanmış mücahidlere hapishane hücrelerinde işkence ederken… İşte bu şekilde onlar efendilerinin isteği doğrultusunda değişik durumlar gösterirler. Sonuç olarak; onlarla her halükarda savaşmak meşrudur.

Bu kimselere karşı nasıl davranacağımıza gelince; bilinmelidir ki şu zamanda en büyük kötülük ve imanı bozan en büyük tehlike, Rahman’ın şeriatini değiştiren ve haça tapan İslam düşmanlarına dost olan, onlara yardım eden tağutlara yardımcı olmaktır. Onlara yardım edenlerin vay haline! Onları ne çetin bir azap beklemektedir. Onlardan uzak duranlara ise ne mutlu! Güzel akıbet, hiç şüphesiz ki onların… Ancak bugün tağutlara yardım eden bazı kimseler, hakla batılı birbirine karıştıranlar tarafından kandırılmış olabilir. İşte bu gibi kimselere kendilerine hakkı anlatmak için yaklaşılabilir. Deliller getirerek yaptıkları işin sakıncaları ve İslam dinine ve Müslümanlara verdikleri zararlar anlatılabilir. Böyle bir beraberlik meşrudur. Ancak kendisine hakikat açıklandıktan sonra hala yüz çevirirse ondan uzaklaşmak gerekir.

7. İslam beldelerine saldırmak için gelenleri veya onların binalarını koruyanlar bizzat kâfirdirler.

8. Onlar da diğer tağut askerleri gibidir ve kâfirdir.

9. Onların şerlerinden korktuğun zaman onlara selam vermende bir sakınca yoktur. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurmuştur:

“Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır.” (3 Al-i İmran/28)

Allah en doğrusunu bilendir.[3]


[1] Bir kimseyi, ölüm veya bir uzvunu kesmek gibi, kişinin canına veya bir uzvuna yönelik bir tehditle, istemediği bir şeyi yapmaya zorlamadır. Bu çeşit ikraha tam ikrah da denir. –yayıncı-

[2] Müslim, (2210).

[3] Cevap Veren: Ebu Münzir eş-Şankıtî.


Soru & Cevap Hakkında Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap