A
AKAID Cevaplandı

Nisa Suresi’nin 65. Ayetine Dair

Anonim 4 ay önce 7 görüntülenme

Benim sorum Nisa Suresi’nin 65. ayetine dairdir. Allahu Tealâ şöyle buyurur:

“Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (4 Nisa/65)

Bu ayette imanın nefyedilmesi imanın aslının nefyedilmesi midir yoksa kişi iman üzere kaldığı halde vacibi imanın mı nefyedilmesidir? İbn-i Teymiye (rahimehullah) şöyle der: “Allah ve Rasulü’nün iman, İslam, din, namaz, oruç, taharet ve hac gibi farz işler konusundaki isimlerin gösterdiği şeylerden Allah ve Rasulü’nün nefyettiği her ne varsa, bu o işaret edilen farz bir şeyin terk edilmesi dolayısı iledir. Yüce Allah’ın şu buyruğu buna örnektir:

“Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (4 Nisa/65)

Ayette bu nihai hususlar gerçekleşmedikçe imanın nefyedilmesi, bunun insanlar üzerine farz olduğuna işaret eder. Bunları terk eden kimse buradaki tehdide muhatab olur ve azapsız olarak cennete gireceği vaadolunan vacip imanı gerçekleştiren kimselerden olmaz. Çünkü yüce Allah bu vaadi, emrettiği şeyleri yerine getiren kimseler için yapmıştır. Kendisine verilen görevlerin bir kısmını yerine getirip de bir kısmını terk eden kimse ise tehditle karşı karşıya kalır.”

İbn-i Teymiye (rahimehullah)’ın bu sözlerinden ayette geçen imanın nefyedilmesinden imanın aslının değil de vacip olan imanın nefyedilmesi anlamı çıkar mı?


Cevap

Şehadet Mektebi

4 ay önce cevaplandı

Ayette nefyedilen husus imanın aslıdır. Yoksa vacip olan iman değildir. Nitekim Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurur:

“Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (5 Maide/44)

 Bu ve buna benzer birçok ayet, Alah’ın indirdiği hükümlerin dışındaki hükümlere muhakeme olmanın küfür olduğuna delalet etmektedir.[1]

İbn-i Teymiye (rahimehullah)’ın sözüne gelince… O senin yukarıda verdiğin alıntıda şer’an emredilen itaatlere ne zaman vacip ismi verilir konusuna değinmiştir ki bu oldukça önemli bir konudur. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

“Emaneti korumayan kimsenin dini yoktur.”[2]

“Fecirden önce niyetlenmeyen kimsenin orucu yoktur.”[3]

“Fatiha’yı okumayan kimsenin namazı yoktur.”[4]

Birinci hadiste nefiy, emanetin gözetilmesinin vacip olduğuna delalet eder. İkinci hadiste nefiy, geceden oruca niyet etmenin vacip olduğuna delalet ederken son hadiste ise nefiy namaz kılan kimsenin Fatiha’yı okumasının vacip olduğuna delalet eder.

İbn-i Teymiye’nin sözünü incelediğimiz zaman şunu görürüz. O önce yukarıda verdiğim hadisleri zikretti. Arkasından ise Nisa Suresi’nin 65. ayetini getirerek imanın nefyi olduğu için Allah’ın şeriatine muhakeme olmanın vacip olduğunu belirtti. Yani İbn-i Teymiye burada imanın nefyedilmesinin manasını değil bilakis Allah’ın şeriatine muhakeme olmanın vacip olduğunu izah etmektedir. Zira sözün akışı bunu ortaya koymaktadır. Nitekim senin yukarıda verdiğin alıntıdan hemen sonra şöyle der:

“Bütün Müslümanlar ittifak etmişlerdir ki, insanların din ve dünyalarına ilişkin bütün konularda ve dinlerinin usul ve furuuna ait bütün hususlarda aralarında çıkan her türlü anlaşmazlıklarda Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hükmüne başvurmaları vaciptir. Kullara vacip olan, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hüküm verdiği bir konuda O’nun hükmüne içlerinden hiçbir sıkıntı duymaksızın teslim olmalarıdır.”[5]

Hiç şüphesiz ki Allah’ın şeriatine muhakeme olmak vaciptir. Bunun vacip olması aynı zamanda da imanın aslından olmasına engel değildir. Zira imanın aslına dahil olan her şey kullar üzerine vaciptir. Bu söylediklerimize İbn-i Teymiye’nin es-Sarimu-l Meslul kitabında Nisa Suresi’nin 65. ayetine dair aktardıkları açık bir şekilde delalet etmektedir. İbn-i Teymiye ayeti zikrettikten sonra şöyle der:

“Allah (Subhanehu ve Tealâ) nefsine yemin ederek insanların Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hükmüne gidip, nefislerinde O’nun hükmünden dolayı hiçbir sıkıntı duymadıkça iman etmiş olmayacaklarını bildiriyor. Her kim birisi ile ihtilaf yaşar ancak kendi düşüncesini öne sürerek Rasulullah’ın hükmünü terk ederse ayetin açık ifadesi ile bu kimse kâfir olur.

Nitekim ganimet dağıtımı esnasında bir kimsenin Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e “Sen bu paylaştırmada Allah’ın rızasını gözetmedin” demesi ve yine bir başkasının “Adil ol. Sen adil davranmıyorsun” demesi bu kabildendir. Nitekim Nisa Suresi’nin 65. ayetinin nuzulüne sebep olan olayda da Ensari Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e “O halanın oğlu olduğu için böyle hükmettin” demiştir. İşte bu ve buna benzer davranışlar küfrün ta kendisidir. Zira o kimse Zübeyr (Radıyallahu Anh) halasının oğlu olduğu için Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in onun lehinde hüküm verdiğini iddia etmiştir. Bunun üzerine Allah (Subhanehu ve Tealâ) bu ayeti indirmiş ve içlerinde Rasulullah’ın hükmünden dolayı bir sıkıntı duymadan O’nun hükmüne teslim olmadıkça iman sahibi olamayacaklarını yemin ederek beyan etmiştir. Ancak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tıpkı “Sen bu paylaştırmada Allah’ın rızasını gözetmedin” ya da “Adil ol. Sen adil davranmıyorsun” diyenleri affettiği gibi bu kimseyi de affetmiştir. Ancak daha önce de zikrettiğimiz gibi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hükmünden razı olmayan bir kimseyi Ömer (Radıyallahu Anh) öldürmüş ve bunun üzerine Ömer’in yaptığının uygunluğu doğrultusunda ayet inmiştir. Rasulullah’ın hükmüne razı olmayan öldürüldüğüne göre O’nun hükmüne karşı gelenin durumu nedir acaba? Kur’an nassı ile böyle davranışlarda bulunarak öldürülmeyi hak eden bir kimsenin mü’min olmadığında şüphe yoktur.”[6]

Yapmış olduğumuz bu nakilden anlaşıldığı üzere Şeyhu-l İslam İbn-i Teymiye yukarıda senin zikrettiğin ifadesinde şeriate muhakeme olmanın imanın aslından olmadığını kastetmemiştir. Daha önce de dediğimiz gibi o sadece bunun vacip olduğunu belirtmiştir.[7]


[1] İbn-i Hazm şöyle der: "Bu ayet hiçbir şekilde tevil kabul etmeyen, onu asli anlamından çıkaracak başka bir delilin bulunmadığı, kendisini imanın diğer halleri ile (yani kâmil iman ile) ile tahsis eden bir hüccetin olmadığı bir nastır." (El-Fisal 3/293.)

Cessas ise şöyle der: "Bu ayet açıkça göstermektedir ki; kim Allahu Tealâ'nın ya da Rasulullah'ın emirlerinden herhangi birini reddederse İslam dininden çıkar. Bu reddetme ister şüphe yönünden, is­ter kabul etmeme yönünden olsun, isterse de teslimiyet gö­s­termeme yönünden olsun fark etmez." (Ahkamu-l Kur’an 2/147.) –yayıncı-

[2] Ahmed, Beyhaki, Süneni Kübra

[3] Nesai, Darukutni.

[4] Müttefekun Aleyh.

[5] Mecmuu-l Fetava 7/37.

[6] Es-Sarimu-l Meslul 1/526.

[7] Cevap Veren: Ebu Münzir eş-Şankitî


Soru & Cevap Hakkında Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap