A
AKAID Cevaplandı

Cehalet Özrü ve Hüccetin İkamesi

Anonim 4 ay önce 6 görüntülenme

Büyük küfrü ya da şirki gerektiren bir amel işleyen kimse için hüccetin ikame edilmesi şart mıdır? Günümüzde yaşadığımız toplumda cehalet bu konularda özür müdür?


Cevap

Şehadet Mektebi

4 ay önce cevaplandı

İnsanlar genel olarak cehalet özrü meselesinde üç görüş etrafında gruplaşmışlardır. Bu gruplardan ilki cehaletin küfrü gerektiren bir konuda muayyen fertler üzerinde kesinlikle mazeret olmadığı görüşünü savunanlardır. Buna mukabil diğer bir grup ise cehalet özrünü muayyen bir kimsenin tekfirinde her durumda engel kabul ederler. Hak ise hiç şüphesiz bu iki görüşün arasında vasat bir yol tutmaktır. Bu konuda bilinmesi gerekenleri kısaca şöyle özetleyebiliriz:

1- Cehalet özrü meselesinde öncelikle cahil olunan konu ve cahil olan kimseye bakılır. Cehaletin özür olması cahil olunan konu açısından hafi meselelerde söz konusudur. Cahil kimse açısından da kişinin İslam’a yeni girmesi, sahih bilgiden uzak, cehaletin ve bid’atlerin yaygın olduğu bir beldede yaşaması cehalet özrünü gündeme getirir.

2- Mükellef olan bir kimse ne zaman üzerindeki cehaleti giderme imkânına sahip değilse cehalet özrü işte o zaman söz konusu olur. Cehaletin, tekfirin engellerinden bir engel olabilmesi, kişinin cehaletini üzerinden kaldırmasının mümkün olmadığı durumlarda geçerlidir. Şeyhu-l İslam İbn-i Teymiye (rahimehullah) şöyle der:

“Cehalet ancak giderilmesi mümkün olmayan durumlarda özürdür. İnsan ne zaman hakkı öğrenme imkânına sahip olur ancak bu konuda ihmalkâr davranırsa o zaman cehaleti sebebi ile özürlü kabul edilmez.”

Tekfir hükmünden önce hüccetin ikamesi meselesi de direkt olarak cehalet özrü meselesi ile bağlantılıdır. Burada da şu iki durum söz konusudur:

Birinci durum; ilme ulaşma imkânının olması ikinci durum ise amel etme gücünün olmasıdır. Deliler gibi ilimden aciz olan ya da amelden aciz olan kimseler için ne bir emir ne de bir nehiy söz konusudur. Aynı şekilde İslam ahkâmının ulaşmadığı uzak yerlerde yaşayanlar, İslam’a henüz yeni giren kimseler de özür sahibidirler. Bu kimselere hüccet ikame edilmeden tekfir edilmezler. Ancak bu kimselerin tekfir edilememesi için bunların İslam’ın aslına sahip olmaları gerekir. Bununla beraber fetret ehlinden bile olsa İslam’ın asıllarına sarılmayan kimseye gelince, bu kimselere dünya hayatında kâfirlere uygulanan hükümler uygulanır.

Yukarıda saydığımız İslam’a yeni girenler, İslam ahkâmının ulaşmadığı uzak bir yerde yaşayanlar ve bu sebeple de cehaletlerini giderme imkanı olmayan kimseler dışında kalanların cehaleti sadece hafi meselelerde mazerettir. Bir Müslüman hafi meselelerde hata ettiği zaman kendisine hüccet ikame edilerek şüpheleri giderilmeden tekfir edilmez. Hafi meselelerin dışında kalan meselelerde ise kişinin zahirde küfrünü görmemiz o kimseye gördüğümüz üzere hüküm vermemiz için yeterlidir. Tekfirden önce hüccetin ikamesi şartını kesinlikle aramayız. Hüccetin ikamesi sadece bu kimseye şer’i ceza uygulanacağı zaman gündeme gelir ki, bu da onu tevbe etmeye davet etmekten başka bir şey değildir. Allah’tan başkasına secde etmek gibi sarih küfrü gerektiren kimseler için böylesi durumlarda hakkı beyan etmek ve hücceti ikame etmek onların kâfir olarak isimlendirilmemesi için değil bilakis tevbeye çağırmak içindir.

Son olarak şunun da bilinmesi gerekir ki, cehalet özrü ya da hüccetin ikamesi meselesinde bu ayrıntı sadece avamdan olan insanlar için geçerlidir. Ancak küfrü gerektiren bir amel işledikten sonra bir güç arkasına sığınan, kendisine güç yetirilemeyen kimselere gelince bu kimseler için ne bir özür durumu ne de bir engel söz konusudur. Bu konuda geniş ve ayrıntılı bilgiler almak için Tevhid ve Cihad Minberi tarafından yayınlanan İman ve Küfür meseleleri başlıklı kitapları tavsiye ederim. Hiç şüphesiz Allah en doğrusunu bilir.[1]


[1] Cevap Veren: Ebu Süfyan el-Cezairî.


Soru & Cevap Hakkında Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.

Giriş Yap