Hurufu Mukatta'ya Dair

- Murat Gezenler
- 25 Şub 2024
- 1 Yorum

Bazı Surelerin Başlarında Yer Alan
Hurufu Mukatta Hakkında Bir Araştırma[1]
Murat GEZENLER
Yusuf Suresi “Elif, Lâm, Râ” şeklinde “öncesi ve sonrası ile ilişkisiz, birbirinden kopuk ve bağımsız harfler” anlamında hurufu mukatta ile başlamıştır. Kuran-ı Kerim’de 29 sure bu şekilde başlarken bu surelerin 27 tanesi Mekki,[2] 2 tanesi Medenî suredir.[3] Bu surelerden 3 tanesi tek harfle, 9 tanesi 2 harfle, 13 tanesi 3 harfle, 2 tanesi 4 harfle, 2 tanesi de 5 harfle başlamaktadır. Meryem, Ankebut ve Rum sureleri hariç diğer surelerin tamamında, mukatta harflerinden sonra Kuran’a ve/veya genel çerçevede vahye/risalete işaret eden ayetler gelmektedir.
Surelerin başlarında yer alan bu harflerin herhangi bir anlama gelip gelmediği ilk dönemlerden itibaren konunun uzmanları tarafından tartışıla gelmiştir. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Abdullah bin Mesud (rhum) gibi sahabilere ve Ebu Amr eş-Şabi, Rebi İbn-i Hüseyin, Süfyan es-Sevri (rahimehum)gibi bir çok selef alimine nispet edilen kanaate göre bu harfler Allah’ın sırlarından bir sırdır. Anlamını Allah’tan başka hiç kimse bilmez.[4] İmam Kurtubi (rh) bu görüşü muhaddislere isnad ederek şu şekilde aktarmıştır:
“Bunlar Allahu Teala’nın Kuran-ı Kerim’de sakladığı sırlardandır. Nitekim Allah (sb)’nın her kitabında böyle sırları mevcuttur. Bunlar müteşabih ayetlerdendir. Ve müteşabih ayetlerin bilgisini Allahu Tealâ sadece kendisine saklamıştır. Bunlar hakkında söz söylemek gerekli olmayıp, bunlara iman eder ve Allah’tan geldiği haliyle okuruz.”[5]
İmam Begavi (rh) ise bu görüşü Şabi ve bir grup alimden şu ifadelerle nakletmektedir:
“Gerek Elim-Lam-Mim harfleri gerekse de surelerin başlarında yer alan hece harfleri, bilgisini sadece Allah’ın bildiği müteşabihlerdendir. Bunlar Kuran’ın sırrı olup bizler bu ayetlerin zahirine iman eder, ilmini ise Allah’a havale ederiz. Bu harflerin zikredilmesinin faydası ise bunların Allah katından olduğuna iman etmemizdir.”[6]
Yine konu ile ilgili İbn-i Abbas (rhuma)’dan “Alimler bunları anlamaktan acizler” şeklinde bir kavil nakledilirken dilci müfessir Hüseyin bin Fadl açık bir ifade ile “Bunlar müteşabihlerdendir” demiştir.[7]
Ebu Hatim der ki: “Bizler bu şekilde mukatta harflerini sadece surelerin başlarında görüyoruz ve Allah’ın bununla ne irade ettiğini idrak edemiyoruz.”[8]
Tefsir kaynakları umumiyetle mukatta harfleri hakkında iki görüşten bahsetmektedirler. Bu iki görüşten ilki ise zikrettiğimiz bu görüştür. Bu görüşü dile getiren alimler delil olarak bu harflerin müteşabih ayetlerden olduğunu söylemişlerdir ve Ali İmran Suresi’nin 7. ayeti gereği müteşabih ayetlerin anlamının bilgisi ise sadece Allahu Teala’nın katındadır. Müteşabih ayetlere dair Allahu Teala şöyle buyurur:
"(Ey Peygamber!) O (Allah) sana kitabı indirmiştir. Bu kitabın bir kısmı (Allah'ın kendileri ile hüccetini sunduğu, tek bir anlamı olan, farklı anlamlara çekerek tahrif etme imkanı bulunmayan) muhkem ayetlerdendir ki bunlar kitabın en temel ilkelerini oluştururlar. Kitabın diğer kısmı ise müteşabih (anlamını hiç kimsenin bilmediği ya da birden çok anlama gelme ihtimali olan) ayetlerdendir. Kalplerinde sapkınlık eğilimi bulunanlar fitne çıkararak insanları dosdoğru yoldan saptırmak ve kendi heva ve isteklerine göre yorumlamak için müteşabih olan ayetlere tutunup onunla meşgul olurlar. Halbuki müteşabih ayetlerin hakikatini/asıl maksadını sadece Allahu Tealâ bilir. İlimde yüksek mertebe sahibi olanlar ise "Biz kesin olarak iman ediyoruz ki bu ayetlerin tamamı Rabbimizin katındandır" derler. Ne var ki bu hakikati ancak selim akıl sahipleri anlar." (3 Ali İmran/7)
Bu birinci görüşü öne süren alimlere göre Ali İmran Suresi'nin bahse konu bu ayetinde "Müteşabih" ifadesi "anlamını hiç kimsenin bilemeyeceği" ayetler demektir. Buradan hareketle (ayetin tercümesinde verdiğimiz gibi) bu ayetlerin anlamını Allahu Tealâ'dan başkasının bilmesi söz konusu değildir. Buna göre Kuran-ı Kerim'de anlamını sadece Allah'ın bildiği ayetler vardır ve mukatta harfleri de bu ayetlerdendir. İşte bu "mukatta harfleri, anlamını sadece Allah'ın bildiği/Allah'ın sırrı olan müteşabih ayetlerdendir" görüşünün nakli delilidir.
Bu görüşü nakleden alimlerin akli delilleri ise şu şekildedir: Dini alan ile ilgili her bir meselenin, Kuran’ın her bir ayetinin bütünüyle anlaşılması aklın imkanları dahilinde değildir. Çoğu zaman bu yönde akli çabaların beyhude bir çaba olduğu sabittir. Zira akıl sınırsız bir kavrama yetisine sahip değildir. Örneğin hac sırasında şeytan taşlamak, Safa ve Merve arasında 7 defa gidip gelmek, su olmadığı zaman aynı ibadeti toprak ile yerine getirmek gibi bir çok dini hükmün akıl ile kavranması mümkün değildir. Bundan dolayı teklifi hükümleri ikiye ayrılırlar. Bu hükümlerden bir çoğunun hikmeti/sırrı insanlar tarafından anlaşılabilirken bir kısmının ise hikmetinin/sırrının insanlar tarafından akıl yolu ile kavranması mümkün değildir. Bunun sebebi ise Allah’ın emirlerine bağlılığın mutlak bir şekilde olmasının gerekliliğidir. Zira kul aklı ile hikmetini kavrayabildiği, kendisinde fayda gördüğü bir emri yerine getirirken sadece bu hikmet ve fayda adına yerine getirebilir. Ancak emrin hikmet ve faydasını kavramadığı halde bu emri yerine getiriyorsa bu mutlak bağlılık ve teslimiyetin gereğidir. İşte Allah'ın kitabında kulun akıl yolu ile hikmetini kavrayamadığı hükümlerin, manasını kavrayamadığı ayetlerin bulunması kullarda tam/kamil bir iman ve teslimiyetin sınanması içindir. Nitekim Ali İmran suresinin 7. ayetinde de bildirildiği üzere bu imtihanın neticesinde, kalplerinde sapkınlık eğilimi bulunanlarla, ilimde yüksek mertebeye sahip olanlar birbirilerinden ayrılmışlardır.[9]
Selef alimleri ve muhaddislerin aksine bir çok müfessir ve alim mukatta harflerinin anlaşılabilir/açıklanabilir olduğu hususunda ittifak içindedirler. Bu görüşte olan alimler görüşlerine dayanak olarak “İnsanoğluna rehber olarak gönderilen Kur’an’da beşerî idrake kapalı lafızların bulunması mümkün/caiz değildir” demişlerdir. Nitekim İbn-i Cerir et-Taberi tefsirinde konuya dair uzun uzun izahlar yaptıktan sonra bu harflerin herhangi bir anlam taşımadığını söyleyenlerin görüşlerini şu cümlelerle eleştirmiştir:
"Böyle bir görüş Allahu Teala’nın kullarına söylense de söylenmese de hiçbir fayda ve anlam içermeyen abes bir hitap ile hitap ettiğini Allahu Teala’ya isnad etmek olur ki bütün muvahhidler O'na böyle bir şeyin isnad edilmesini reddederler."[10]
İbn-i Kesir ismini vermediği bir kimseden “Hiç şüphesiz ki Allahu Tealâ bu harfleri boş ve maksatsız bir şekilde indirmemiştir” sözünü naklettikten sonra bu harflerin bilinen bir anlamı olmadığı bilakis ibadet maksatlı olduğu görüşünü reddetmiş ve “Kuran’ı Kerim’de hiçbir anlamı olmayan ve sadece ibadet maksatlı şeylerin bulunduğunu söyleyen kimse büyük bir hata yapmış cahil bir kimsedir” sözünü nakletmiştir.[11] Daha sonra ise İbn-i Kesir şu harika tespitlerde bulunmuştur:
“İşte böylece bu harflerin kendi başlarına bir anlamlarını olduğu sabittir. Bundan dolayı bu harflerin anlamları hakkında hatadan korunmuş zattan (s) bir rivayet gelirse onu alır, orada durur ve "Biz kesin olarak iman ediyoruz ki bu ayetlerin tamamı Rabbimizin katındandır” (3 Ali İmran/7) deriz. Alimler bu konuda ihtilaf halindedirler ve konuya dair bir icmada yoktur. Dolayısı ile her kim bir delil üzere bu anlamlardan herhangi birini tercih ederse ona uyar. Yoksa bu anlamlardan bir tanesi delil üzere açığa çıkana kadar hiçbir şey söylemez.”[12]
Müfessirlerden Kurtubi ise "Alimlerden geniş bir topluluk ise şöyle demiştir” diyerek ikinci görüşü ele almış ve arkasından şu ifadeleri nakletmiştir:
“Bilakis bu harflerin anlamları hakkında konuşmamız, bunların altında yatan gizli manaları araştırmamız gerekmektedir."[13]
Daha sonra Kurtubi bu harflerin manalarına dair görüşlere geniş bir şekilde yer vermiştir.
Konu ile ilgili Razi’de öncekile Kurtubi gibi bu harflerin manalarının bilinmediği görüşünü aktarmış arkasından "Kelamcılar ise bu harflerin anlamlarının bilinmediği görüşünü reddetmişler ve Allah'ın kitabında insanların anlamadığı bir şeyin bulunması caiz değildir demişlerdir"[14] görüşüne yer vermiştir. Razi daha sonra bu görüşe dair 14 ayrı nakli delil zikretmiş ve ardından bu görüşe dair akli delil olarak ise şunları demiştir:
"Şayet anlaşılması mümkün olmayan sözler kullanılırsa bu Arap olana zencinin dili ile hitap etmek olurdu. Bu caiz olmayacağına göre Kuran'ın anlaşılmaması da caiz değildir. Diğer taraftan sözden maksat muhataba bir şey anlatmaktır. Eğer söz anlaşılmaz ise hitap boş ve akılsızlıktır. Hakim olan Allah (sb)'ya ise bu kesinlikle layık değildir."[15]
Büyük bir kısmı hicri 2-3. yüzyıllarda ortaya çıkan ve sonraki dönmelerde hemen hemen aynıyla tekrar edilen bu görüşler[16] söylediğimiz üzere bir çok müfessir tarafından uzun uzadıya nakledilmiştir. İmam Taberi Bakara Suresi'nin hemen girişinde Elif-Lam-Mim şeklinde gelen mukatta harfleri hakkında bilgi verirken alimlerin bu harflerin anlamlarına dair kanaatlerini tek tek zikretmiş her bir görüş hakkında kendi kanaatini dile getirmiştir.[17] Fahreddin er-Razi bu harflerin anlamlarına dair yirmiden fazla görüşe yer vermiştir.[18] Buna göre; Katade, Mücahid ve İbn-i Cüreyc'den bu harflerin Kuran'ın isimlerinden bir isim olduğu görüşü nakledilirken[19] Abdurrahman bin Zeyd bin Eslem ise “Bu harfler başında bulundukları surelerin isimleridir”[20] demiştir. Razi bu görüşü kelamcıların çoğunluğunun görüşü olarak verirken aynı zamanda dil alimlerinden Halil ve Sibeveyh’in de bu görüşte olduğunu söylemiştir.[21] Abdullah ibn-i Abbas, Süddi ve Şabi'den bu harflerin Allah'ın isimleri olduğu görüşü nakledilmiş[22] ve ardından İbn-i Abbas’ın “Ancak ben bu harflerden Allah’ın isminin ne şekilde olduğunu bilmiyorum” sözüne yer verilmiştir.[23]
Ahfeş el-Evsat ve İbn-i Kayyım el-Cevziyye gibi alimler tarafından dile getirilen bir diğer görüşe göre ise bu harfler kasem/yemin işlevine sahiptirler. Bu görüş aynı zamanda İbn-i Abbas ve İkrime gibi sahabi ve tabiin müfessirleri tarafından da dile getirilmiştir.[24] Kurtubi bu görüşü el-Kelbi’ye isnad etmiş ve ondan “Bunlar yüce Allah’ın kendileri ile kasem ettiği yeminlerdir” ifadesini nakletmiştir. Kuran'ı Kerim'de nasıl ki incire, zeytine, zamana, sabaha yemin edildi ise aynı şekilde bu harflere de yemin edilmiştir. Çünkü harfler, Allah'ın çeşitli dillerde gönderdiği kitapların ve en güzel isimlerinin temellerini oluşturur.[25] Buna göre Allahu Teala "Elif-Lam-Mim harflerine yeminle söylüyorum ki…" buyurmaktadır.
İbn-i Abbas (rhuma)’ya nispet edilen bir diğer görüşe göre ise bu harfler bazı isimlerin kısaltılmışıdır. Örneğin Elif Allah isminden, Lam Cebrail’den, Mim ise Muhammed isminden kısaltılmıştır.[26] İmam Zeccac’da bu görüşü tercih ederek “Ben bu harflerin her birinin bir manaya delalet ettiğini düşünüyorum. Çünkü Araplar özellikle bu harfleri bazı kelimelerin yerine kullanmışlar ve bu harflerle o kelimelerin manasını kastetmişlerdir”[27] demiş ve arkasından konuya dair şiirlerden örnekler vermiştir.[28] Yine bu harflerin yerine göre her birinin birden çok anlama geldiği görüşü de kaynaklarda zikredilmiştir. İmam Taberi mukatta harflerine dair görüşleri uzun uzun zikrettikten sonra Rebî bin Enes'in "Bu harflerin her biri birden çok manaya gelmektedir" görüşünü zikretmiş ve ardından "Bana göre de doğru olan budur. Bu harflerin her biri (yerine göre) birden çok farklı anlamlara gelmektedir. Ve bu görüş Rebî bin Enes'in de dediği üzere gerek müfessirler ve gerekse diğerlerinin görüşlerini kapsayan bir görüştür" demiştir.[29]
Hurufu Mukattaa’nın anlamına dair dikkat çekici bir diğer görüş ise bu harflerin muhataplarının dikkatlerini çekmek için kullanıldığına dair nakledilen görüştür. Araf Suresi tefsirinde bu görüşe uzun uzun yer veren Reşid Rıza bu harflerin iftitah edatı olan "ela" ya da tenbih edatı olan "ha" gibi dikkat çekmek için kullanıldığını söylemiş ve dikkat çekilen konunun ise nübüvvet ve risaletin kaynağının sadece Allahu Tealâ olduğu konusu olduğunu belirtmiştir.[30]
Seyyid Kutub[31] (rh) bu harflerin muhatabın dikkatni çekmek için kullanıldığı görüşünü dile getirirken “Ey Müşrikler! Kuran-ı Kerim bu harflerden meydana gelmektedir ve bu harfler sizin dilinizde kullandığınız harflerdir. O halde hepiniz bir araya gelin ve kullandığınız bu harflerden Kuran’ın bir benzerini getirin” şeklinde bir meydan okuma anlamı içerdiğini vurgulamıştır.[32] Seyyid Kutub’un zikrettiği bu görüş hakkında Fahreddin er-Razi “Bu Müberred’in ve muhakkik alimlerden büyük bir gurubun görüşüdür” demiştir.[33] İmam Kurtubi (rh) ise bu görüşü Ferra ve Kutrub’dan şu ifadelerle nakletmiştir:
“Bunlar hece (Elif-Ba) harflerine işarettir. Allahu Teala bu harflerle Kuran-ı Kerim’in bu harflerden meydana geldiğini bildirmektedir ve Kuran’ı Kerim’in bir benzerini getirmeleri için müşriklere meydan okumaktadır. Zira onların konuşmalarının temelini bu harfler oluşturmaktadır. Ve Kuran’ı Kerim onların dilleri olan Arapça’nın dışında bir dille indirilmemiştir. Böylece onların Kuran’ı Kerim’in bir benzerini meydana getirmekten yana acziyet içinde oldukları apaçık ortaya çıkmış olur.[34]
İbn-i Kesir bu görüşe Zemahşeri’nin tam destek verdiğini söyledikten sonra “Şeyhimiz hafız, müctehid el-Mizzi’de bu görüştedir ve Mizzi bu görüşü bana Şeyhu-l İslam, Allame İbn-i Teymiye’den aktarmıştır” demiştir.[35]
Daha sonra İbn-i Kesir bu görüşün sıhhatine dair deliller zikretmiş, konu ile ilgili Zemahşeri’nin görüşünü aktarmış, mukatta harflerinden sonra gelen ayetleri tek tek zikretmiş ve arkasından “Bu ve benzeri ayetler bu görüşün doğruluğuna delalet eder. İyi bir şekilde inceleyen bunu görür” demiştir.[36]
Mukatta harflerinin anlamına dair gelen görüşler içerisinde İbn-i Abbas’a nispet edilen ve İmam Zeccac’ın da uzun uzun izah ettiği “bu harfler belirli isimlere delalet etmektedir” görüşü oldukça güçlü görüşlerden bir tanesidir. Zira özellikle Kuran’ı Kerim’in indiği dönemde şairler tarafından hece harfleri kullanılmış ve bu harfler belirli isimlere delalet etmiştir. Örneğin şairin “Ben ona dur dedim. O da “durdum” dedi” sözünde “durdum” kelimesi “KAF” harfi ile ifade edilmiştir. Buna benzer örnekler kaynaklarda uzun uzun zikredilmiştir.[37]
Yine bu görüşler içerisinde bu harflerin yemin ya da tekid içerdiği, bu harfler vasıtası ile Kuran-ı Kerim’in muarızlarına meydan okuduğu görüşü de oldukça dikkat çekici bir görüştür. Zira geçen satırlarda da değindiğimiz üzere mukatta harfleri ile başlayan üç sure hariç diğer 26 surede bu harflerden sonra kitaba, vahye ve risalete atıf yapılmış, risalet, kitap, Kuran ve ayet olgusu vurgulanmıştır.
Burada Ebu Revk ve Kutrub'tan nakledilen dikkat çekici bir farklı görüş daha vardır. Buna göre Mekke müşrikleri Kuran'ın insanlar üzerindeki etkisini kırmak için gürültü çıkarma taktiğine başvuruyorlardı. Allahu Teala ise onlara aşina olmadıkları harflerle hitap etmiş ve bu hitap tarzı onların Kuran'ın vahyine dikkat kesilip dinlemelerine sebep teşkil etmiştir. Yani Allahu Teala müşriklere manasını anlamadıkları şekilde hitap edince bu şekilde bir hitap tarzı ilk başta onların dikkatini çekmiş ve böylece ister istemez Kuran vahyine yönelmişlerdir. Çünkü insan manasını bilmediği sözü merak edip anlamaya çalışır. Müşrikler Kuran vahyine dikkat kesilince Allahu Teala hurufu mukattanın ardından onların anladıkları tarzda hitapta bulunmuş ve böylece hurufu mukatta Kuran mesajının tebliğine bir imkan oluşturmuştur.[38]
Her ne kadar İbn-i Kesir "Şayet mukatta harfleri böyle bir işleve sahip olsaydı o zaman sadece bazı surelerin başında değil tüm surelerin başında yer alırdı ve aynı şekilde Bakara ve Ali İmran Sureleri'de mukatatta harfleri ile başlamazdı. Çünkü bu iki suredeki hitaplar müşriklere yönelik değildir"[39] şeklinde bir itiraz sunmuşsa da kanaatimizce bu itiraz pek yerinde ve de tutarlı değildir. Çünkü bazı surelerinde başında da dikkat çekmek için yemin ifadeleri kullanılmıştır. Şayet dikkat çekmek için kullanılan bir ifadenin bütün surelerin başında yer alma gerekliliği olsaydı yemin/kasem ifadelerinin de bütün surelerin başında yer alması gerekirdi. Halbuki böyle bir husus söz konusu değildir. "Bilakis Kuran'daki hitapların zamana, zemine ve muhatap kitleye göre değiştiği gayet iyi bilinmektedir. Dolayısı ile tüm Kuran'ın metnini sabit, standart bir üslup ve hitap tarzı üzerinden değerlendirmek gerektiği izahtan varestedir."[40]
Her ne kadar özellikle hicri 2-3. asırdan sonra başta İmam Taberi olmak üzere müfessirlerin geneli “İnsanoğluna rehber olarak gönderilen Kur’an’da beşerî idrake kapalı lafızların bulunması mümkün/caiz değildir” gerekçesine dayanarak mukatta harfleri hakkında farklı fikirler öne sürseler de buraya kadar yaptığımız nakillerden anlaşılacağı üzere her bir görüş nakli hiçbir veriye dayanmamaktadır. Yani bu harflerin anlamına dair Rasulullah (sav)'den yapılan bir nakil yoktur. Sahabi ve Tabiin alimlerinden gelen nakiller ise farklılık arzetmektedir. Hakkında herhangi bir nakil ya da dil/gramer açısından bir delil bulunmadığı sürece bu harflerin anlamlarının olduğunu söylemek ve bu harflere dair muayyen bir anlam beyan etmek pek mümkün görünmemektedir.
Diğer taraftan özellikle risalet asrında Kuran’ın ilk muhatapları olan gerek Müslümanlar gerekse de müşriklerden bu harflerin anlamlarına dair hiçbir soru sormamışlardır. Ya da en azından bu noktada bize gelen bir rivayet sabit değildir. Bilindiği üzere Mekke müşriklere yıllar boyu her fırsatta vahye ve risalete dair itiraz etme adetlerini hiç bozmamışlardır. Böylesi bir ortamda onlardan “Ey Muhammed! Senin Rabbin bize anlamadığımız bir şekilde hitap etmektedir” şeklinde bir itiraz da görülmemektedir. Bu ise mukatta harflerinin insanoğlu tarafından anlaşılamayacağı, bu harflerin herhangi bir anlam/mana taşımadığı ve bütünüyle (mana bakımından) işlevsiz olduğu görüşünü zayıf kılmaktadır. Burada İmam Taberi'nin "Allahu Teala'nın kullarına, faydasız ve anlamsız şeylerle hitap ettiğini söylemek, onu boş bir şeyle meşgul olmak şeklinde sıfatlandırmak olur" şeklindeki ifadesi de gayet yerinde olmaktadır.
Kanaatimizce bu harfler ilk dönem selef alimlerinin ve muhaddislerin görüşüne göre muayyen olarak herhangi bir anlam/mana taşımasa bile dikkat çekmek, muhatap kitleye tenbihte bulunmak işlevine sahiptirler ve bu Arapların dillerinde kullandığı bir üsluptur. Ve bu harfler kendilerinden sonra dikkat çekilen hususu kabule dair pekiştirme işlevine sahiptirler. Bu noktada mukatta harflerinin dikkat çekme işlevi Kuran-ı Kerim'in ilahi bir kelam ve Rasulullah (sav)'in de Allah'ın rasulü olduğu gerçeğini tahkim etmeye yöneliktir. "Mukatta harfleri ile başlayan surelerin büyük çoğunluğunda, bu harflerin hemen ardından genel olarak vahye, özel olarak Kuran vahyine işaret edilmesi veya söz konusu surelerin bir kısmında mukatta harflerinden sonra Rasulullah'ın konumuna ilişkin bir ifadenin gelmesi bu tespiti destekler karinelerdendir."[41] En doğrusunu hiç şüphesiz yüce Allah bilir.
[1] Bu makale Yusuf Suresi'ne dair yapmış olduğumuz tefsir çalışmamızdan bir bölümdür.
[2] Hurufu Mukatta ile başlayan Mekkî Sureler şunlardır: Araf, Yunus, Hud, Yusuf, Rad, İbrahim, Hicr, Meryem, Taha, Şuara, Neml, Kasas, Ankebut, Rum, Lokman, Secde, Yasin, Sad, Mü’min, Fussilet, Şura, Zuhruf, Duhan, Casiye, Ahkaf, Kaf, Kalem
[3] Bakara ve Ali İmran Sureleri
[4] Taberi, Caiu-l Beyan 1/210; Begavi, Mealimu-t Tenzil 1/80; İbn-i Kesir, Tefsiru-l Kurani-l Azim 1/67.
[5] Kurtubi, El-Camiu Li Ahkami-l Kuran 1/154.
[6] Begavi, Mealimu-t Tenzil 1/59.
[7] Her iki rivayet için bkz. Fahreddin er-Razi, Mefatihu-l Gayb 2/250.
[8] Kurtubi, El-Camiu Li Ahkami-l Kuran 1/154.
[9] Fahreddin er-Razi, Mefatihu-l Gayb 2/250.
[10] İbn-i Cerir et-Taberi, Camiu-l Beyan 1/227.
[11] İbn-i Kesir, Tefsiru-l Kurani-l Azim 1/71.
[12] İbn-i Kesir, Tefsiru-l Kurani-l Azim 1/160.
[13] Kurtubi, El-Camiu Li Ahkami-l Kuran 1/155.
[14] Fahreddin er-Razi, Mefatihu-l Gayb 2/250.
[15] Fahreddin er-Razi, Mefatihu-l Gayb 2/251.
[16] Mustafa Öztürk, İlahi Hitabın Tefsiri 1/337
[17] İbn-i Cerir et-Taberi, Camiu-l Beyan 1/204 ve devamı.
[18] Fahreddin er-Razi, Mefatihu-l Gayb 2/252 ve devamı.
[19] İbn-i Cerir et-Taberi, Camiu-l Beyan 1/204; Fahreddin er-Razi, Mefatihu-l Gayb 2/253.
[20] İbn-i Cerir et-Taberi, Camiu-l Beyan 1/206; Kurtubi, el-Camiu Li Ahkami-l Kuran 1/156.
[21] Fahreddin er-Razi, Mefatihu-l Gayb 2/252.
[22] İbn-i Cerir et-Taberi, Camiu-l Beyan 1/206; Fahreddin er-Razi, Mefatihu-l Gayb 2/253.
[23] Kurtubi, El-Camiu Li Ahkami-l Kuran 1/155.
[24] İbn-i Cerir et-Taberi, Camiu-l Beyan 1/207.
[25] Vahidi et-Tefsiru-l Basit 2/15; İbn-i Kayyim el-Cevziyye, et-Tıbyan Fi Aksami-l Kuran sy: 203 ve devamı.
[26] Kurtubi, El-Camiu Li Ahkami-l Kuran 1/155.
[27] Kurtubi, El-Camiu Li Ahkami-l Kuran 1/155.
[28] Bu görüş önemlidir. Zira Kuran’ı Kerim nüzul sürecinde, içinde nazil olduğu toplumun kültürünü bütünü ile yansıtmaktadır. Özellikle dil bakımından Kuran’ı Kerim o gün Arapların konuştuğu ve anladığı bir Arapça ile nazil olmuştur. Bugün Kuran-ı Kerim’de dilbilgisi açısından hatalar olduğunu iddia edenlerin bu iddialarını ispatlayabilmeleri ancak bu hataların nuzül süreci döneminde de Araplarca hata olarak kabul edildiğini ispatlamaları ile mümkün olacaktır. Buna karşılık Kuran-ı Kerim’de hata olarak iddia edilen bir ifadenin, indiği dönem içerisinde özellikle şairler ve edebiyatçılar tarafından da kullanımı söz konusu ise bunun hata olarak isimlendirilmesi mümkün değildir.
[29] İbn-i Cerir et-Taberi, Camiu-l Beyan 1/223.
[30] Muhammed Reşid Rıza, Tefsiru-l Menar 8/262.
[31] Seyyid Kutub, Fi Zilal-il Kuran 1/37.
[32] İmam Taberi bu görüşü şiddetle reddetmiş ve "Bu görüş bütün sahabi, tabiin alimlerinin ve onlardan sonra gelen tefsir ve tevil ehli kimselerin görüşlerinin dışında fasit bir görüştür. Mevcut kesin delillerin bu görüşün aleyhine şahitlik etmesi bunun yanlışlığını ispat etmeye kafidir" demiş ve arkasından bu görüşün yanlış olduğu hususunda iraba dair açıklamalarda bulunmuştur. (Muhammed bin Cerir et-Taberi, Camiu-l Beyan 1/223.)
[33] Fahreddin er-Razi, Mefatihu-l Gayb 2/253.
[34] Kurtubi, El-Camiu Li Ahkami-l Kuran 1/155. Benzer açıklamalar için Bkz. Ebu-l Ferec İbnü-l Cevzi, Zadü-l Mesir 1/25.
[35] İbn-i Kesir, Tefsiru-l Kurani-l Azim 1/160.
[36] Oldukça ilginç bir husustur ki İbn-i Kesir’in bu konu hakkında yaptığı uzunca yorum, Hafız Mizzi’den ve Zemahşeri’den yaptığı nakiller İbn-i Kesir tefsirinin Arapça Daru Taybe baskısında zikredilmemiştir.
[37] Kurtubi, El-Camiu Li Ahkami-l Kuran 1/155. Şevkani, Fethu-l Kadir 1/35.
[38] Kurtubi, El-Camiu Li Ahkami-l Kuran 1/155; Ebu-l Ferec İbnü-l Cevzi, Zadü-l Mesir 1/26.
[39] İbn-i Kesir, Tefsiru-l Kurani-l Azim 1/160.
[40] Mustafa Öztürk, İlahi Hitabın Tefsiri 1/341
[41] Mustafa Öztürk, İlahi Hitabın Tefsiri 1/342