Popüler Aramalar:
Selamun aleykum. Günah bataklığına düştükten sonra Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın lütfuyla hidayet bahşettiği gençlerden birisiyim. Allah beni öyle şereflendirdi ki kalbime cihadın ve mücahidlerin sevgisini yerleştirdi. Zaten bu iki sevgi asla birbirinden ayrılmaz. Birkaç yıl cihad aklımdan hiç çıkmadı. Çok istememe rağmen cihada ve mücahidlere olan sevgim azalmaya başladı. O an anladım ki cihada katılmaktan ve mücahidlerin arasında bulunmaktan başka çare yok. İstikamet ancak mücahidlerin arasındadır. Araştırma, dua ve isteğimden sonra birkaç yıl içinde Allah (Subhanehu ve Tealâ) mücahid kardeşlerimden biriyle tanışmayı nasip etti. O kardeş, cihada gitmeme yardımcı olacağını söyledi. İzzet, şeref ve keramet yurduna… Ben biliyorum ki izzet, şeref, şan, keramet, doğruluk, iyilik ve güzellik hepsi orada… Ama ailem bunu öğrendikten sonra cihada gitmemi yasakladı. Polise ve emniyete haber etmekle tehdit ettiler. İstemeyerek de olsa onların sözüne uydum. Çünkü kardeşlerimin hapse girmesine sebep olmak istemedim.
İşte o günden beri ben bir cehennem ateşinin içerisinde yaşıyorum. Durumumu öğrendikten sonra kardeşlerim benden kaçmaya başladı. Üzülerek söylüyorum ki eski günahların bazılarına geri döndüm. İşte bu bir tembellik mi? Yoksa ben cihada layık biri değil miyim? Bana bilgi verin, beni faydalandırın! Allah sizden razı olsun.
4 ay önce cevaplandı
Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Salat ve selam nebilerin sonuncusunun, ehli beytin, ashabının ve kıyamet gününe kadar O’na tabi olan Müslümanların üzerine olsun. Allah (Subhanehu ve Tealâ) bizi ve sizleri her türlü hayra ulaştırsın.
Ey kardeşim bil ki günah ve masiyetler mücahidi cihada çıkmaktan alıkoyan en büyük sebeplerdir. Hatta bu durum düşmanla karşılaştığında gerisin geriye kaçmaya kadar götürür. Şüphesiz günahlar Allah (Subhanehu ve Tealâ) katından gelecek yardımın gecikmesine sebep olurlar. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurmuştur:
“(Uhud'da) iki ordu karşılaştığı gün, sizi bırakıp gidenleri, sırf işledikleri bazı hatalar yüzünden şeytan (yerlerinden) kaydırmıştı.” (3 Al-i İmran/155)
İbni Kesir (rahimehullah) “Daha önceleri işlemiş olukları bazı günahları sebebiyle” demiştir.
Allah bizi ve sizi hidayete kavuştursun. Her Müslümanın Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın yoluna girebilmesi ve hidayetin tamamlanabilmesi için günah ve kötülükleri terk etmek için nefsiyle mücadele etmesi gerekir. Zira Allah yolunda cihad, bunu gerektirir:
“Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.” (29 Ankebut/69)
“Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse Biz de onu en kolaya hazırlarız (onda başarılı kılarız). Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar ve en güzeli de yalanlarsa Biz de onu en zora hazırlarız.” (92 Leyl/5-10)
Kim şeytanla kuvvetli bir şekilde mücadele etmezse şeytan ona vesvese verir. Şehvetleri terk etmede ve şüpheli şeylerden uzaklaşmada nefsi ile yapacağı mücadeleyi zayıflatır, yok eder. Böyle olunca da Allah’ın düşmanı münafık ve kâfirlere karşı cihadı nasıl güçlü olabilir? Bu konuda Allame İbni Kayyım (rahimehullah) şöyle demiştir:
“Dışarıda düşmanlarla savaştıktan sonra kişinin kendi nefsiyle mücahede etmesi de cihadın bir parçasıdır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Mücahid, Allah'a itaat yolunda nefsiyle cihad edendir. Muhacir ise Allah’ın yasakladığı şeylerden hicret edendir"[1] buyurmuştur. Dış âlemde Allah düşmanlarıyla yapılan cihad, kulun Allah'ın zâtı konusunda nefsiyle yaptığı cihadın bir uzantısı olduğundan nefis ile cihad, dış âlemdeki düşmanla cihaddan önde gelir ve ona temel teşkil eder. Zira kişi ilk olarak, emrolunduğunu yapması ve yasaklandığını bırakması için nefsiyle cihad etmez ve Allah için ona karşı savaşmazsa dış âlemdeki düşmanıyla cihad etmesi mümkün değildir. İçindeki düşman onu sultası altına almış, ona baskın gelmiş ve kendisi de düşmana karşı cihad etmemiş, Allah yolunda onunla savaşmamış iken dıştaki düşmanıyla cihad etme ve ondan intikam alma imkânını nasıl elde edebilir? Hatta böyle bir kimse nefsiyle cihada çıkmadıkça düşmanıyla cihada çıkamaz.”
Kim Hayya ala’l felah’a hıyanet ederse
Hayya ala’l cihada da hıyanet etmiştir.
Soru soran değerli kardeşime bu konuda oldukça mükemmel sözleri bulunan İbni Kayyim (rahimehullah)’ın diğer sözlerini de araştırmasını tavsiye ederim.
“İstikamet ancak mücahidlerin arasındadır… Ben biliyorum ki izzet, şeref, şan, keramet, doğruluk, iyilik ve güzellik hepsi oradadır” sözlerine gelince derim ki: Bu sözün bir noktada hakka isabet etti ise de bir noktada haktan uzaklaştı. İzzet, şan ve şeref ancak cihadla gerçekleşir sözün şüphesiz doğru bir sözdür. Zira Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “İ’yne ile alışveriş yaptığınız, öküzlerin peşine takılıp çiftçilikle yetindiğiniz ve cihadı terk ettiğiniz zaman Allah size bir zillet verir ve yeniden dininize dönmedikçe sizden onu gidermez”[2] buyurmuştur. İslam ümmetinin şu an içerinde bulunduğu zillet ve alçaklıktan kurtulması ancak Allah yolunda cihada sarılmakla mümkündür.
Sözlerinde haktan uzaklaştığın nokta ise Allah’ın şeriatında istikameti yalnızca cihad alanlarındaki mücahidlerle sınırlandırmandır. Zayıflığını ve günahlarını bununla temize çıkarmaya gerek yoktur. Çünkü Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara "Korkmayın, üzülmeyin! Size vâdolunan cennetle sevinin!" derler. Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır. Gafûr ve rahîm olan Allah'ın ikramı olarak… (İnsanları) Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve "Ben Müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?” (41 Fussilet/30-33)
Ey kardeşim! Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve "Ben Müslümanlardanım" diyen kimseleri, belirli bir yer ve zamana mahsus kılmaksızın "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru yolda yürüyenler zümresinden saydığını görmüyor musun? Bu söylediğimize Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Muaz b. Cebel’e ettiği nasihatteki “Nerede olursan ol, Allah’a karşı muttaki ol!” sözleri de şahitlik etmektedir.
Sonuç olarak derim ki; nerede olunursa olunsun, gizlide veya açıkta yani her halükârda istikamet üzere olmak gerekir. Bunu mekana veya zamana tahsis etmek ise doğru değildir. Hiç şüphesiz Allah en doğrusunu bilir.[3]
[1]Ahmed b. Hanbel 6/21. Senedi ceyyiddir.
[2] Ahmed, Ebu Davud, Beyhaki ve diğerleri rivayet etmiştir. Es-Silsiletu’s-Sahiha: 11
[3] Cevap Veren: Ebu Nur el-Filistinî.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.
Giriş Yap18 görüntülenme
15 görüntülenme
13 görüntülenme
12 görüntülenme
11 görüntülenme