🎥 Video Arşivi

Tüm Videolar

İslami konularda kapsamlı video dersler, sohbetler ve eğitim içerikleri

453 Video

Toplam video içeriği

Allah Yolunda İnfak

Allah Yolunda İnfak

Yeterli mâli imkânı olmayanların, bu meşru mazeretleri sebebiyle cihad etme sorumluluğundan muaf oldukları yukarıda belirtilmişti. Bu da mâli imkânın önemini vurgulama konusunda yeterli bir açıklamadır. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurmuştur:“Allah ve Rasul'une karşı samimi oldukları takdirde, zayıflara, hastalara ve (savaşta) harcayacak bir şey bulamayanlara günah yoktur. Zira iyilik edenlerin aleyhine bir yol (sorumluluk) yoktur. Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir. Kendilerine binek sağlaman için sana geldiklerinde ‘Sizi bindirecek bir binek bulamıyorum’ deyince harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş dökerek dönen kimselere de (sorumluluk yoktur).” (9 Tevbe/90,91)Bu demektir ki mal yoksa cihad da yoktur. Aynı şekilde zenginlerin, mallarını mücahidlerden esirgemeleri, Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın yolundan alıkoymak ve kâfirlerin egemenliğini sağlamaktır. Müminlerden ve mücahidlerden malı esirgemek münafıkların niteliklerindendir. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurur:“Bunlar "Allah’ın Rasul'unün yanında bulunanlara bir şey vermeyin de dağılıp gitsinler" diyen kimselerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır ama münafıklar bu gerçeği anlamazlar.” (63 Munafikun/7)Bu nedenle Tevbe Suresinde cihad için yapılan beyatı belirten ayet dışında, Kur’an-ı Kerim’de cihad ile ilgili bütün ayetlerde, can ile cihaddan önce mal ile cihadın belirtilmiş olması önemli bir ibrettir. Bu ayetler yaklaşık olarak on kadar olup sırası ile şunlardır:“Müminlerden (özür sahibi olanlar dışında) oturanlarla, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı.” (4 Nisa/95)“İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp yardım edenler var ya, işte onların bir kısmı diğer bir kısmının dostlarıdır.” (8 Enfal/72)“İman eden, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselere Allah katında en büyük dereceler vardır. İşte kurtulanlar onlardır.” (9 Tevbe/20)“Müminler ancak Allah’a ve Rasul'une iman eden, sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır.” (49 Hucurat/15)“İçinizden Mekke'nin fethinden önce harcayan ve savaşan kimseler, daha sonra harcayıp savaşan kimselerle bir değildirler. Öncekiler daha üstün derecededirler. Allah, hepsine cenneti vaat etmiştir. Allah, işlediklerinizden haberdardır.” (57 Hadid/10)“Allah’a ve Rasul'une iman eder, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (61 Saf/11)

Büyük Ecre Ortak Olmanın Şartları

Büyük Ecre Ortak Olmanın Şartları

Sorumluluğun Kalkmasının ve Mazeret Sahiplerinin Sevabı Hak etmelerinin ŞartlarıAllah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurmuştur:“Allah ve Rasul'une karşı samimi oldukları takdirde, zayıflara, hastalara ve (savaşta) harcayacak bir şey bulamayanlara günah yoktur. Zira iyilik edenlerin aleyhine bir yol (sorumluluk) yoktur. Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir. Kendilerine binek sağlaman için sana geldiklerinde: "Sizi bindirecek bir binek bulamıyorum' deyince, harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş dökerek dönen kimselere de (sorumluluk yoktur)." (9 Tevbe/91-92)Allah (Subhanehu ve Tealâ) özür sahiplerinden sorumluluğun kalkmasını bu ayette iki şarta bağlamıştır:Birincisi; "Allah ve Rasul'une karşı samimi oldukları takdirde" dolayısıyla ilk şart samimiyettir.İkincisi; “Zira iyilik edenlerin aleyhine bir yol (sorumluluk) yoktur.” Bu ise kötülüğün zıddı olan iyiliktir ve ikinci şarttır.İbn-i Kesir (Rahimehullah) şöyle der: "Savaşa katılmayıp oturmaları sebebi ile halk arasında kötü söylentiler çıkarmayıp morallerini bozmadıkları ve iyilik yapmaya çalıştıkları sürece bu kişiler üzerine bir sorumluluk yoktur.”Kurtubi (Rahimehullah) şöyle der: “Allah ve Rasul'une karşı samimi oldukları takdirde yani hakkı bilip onun ehlini sevdikleri ve düşmanlarına buğz ettikleri sürece bunlara sorumluluk yoktur. Alimler, Allah (Subhanehu ve Tealâ)'ya karşı samimi olmanın, Tevhid akidesinde ihlâslı olmak, Allah (Subhanehu ve Teala)'yı uluhiyet nitelikleriyle nitelemek, eksikliklerden tenzih etmek, sevdiği şeyleri sevmek ve nefret ettiği şeylerden de nefret etmek olduğunu söylerler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e karşı samimi olmanın ise, Rasul'un peygamberliğini tasdik etmek, emir ve yasaklarına itaat etmek, dostlarına dost ve düşmanlarına düşman olmak, ona saygı duymak, onu ve ehli beytini sevmek, sünnetine saygı duymak, ölümünden sonra sünnetine sarılarak ve öğrenerek onu yaşatmak, sünnetini savunmak, yaymak, ona çağırmak ve güzel ahlakı ile ahlaklanmak olduğunu söylerler.""Dine yardım etmek gerekli bir farzdır...Kifaye olarak değil farz-ı ayndir.Elle, güç yetmezse dilleBu da olmazsa, gönülden yöneliş ve dua ile.Bu da yoksa vallahi, hardal tanesi kadar iman olmaz...Ey imanın destekleyicisi!En güzel sorumlu olarak hayatınlaEy şanı büyük, yüzünün nuru ile destekle!"

Cihad Yolunda Geçerli Olmayan Mazeretler

Cihad Yolunda Geçerli Olmayan Mazeretler

İnsanları Allah'ın dinine davet ederken ya da Allah yolunda kıtal cihadında bulunurken bazı mazeretler karşımıza çıkabilir. Bu mazeretlerden bir kısmı geçerli/meşru mazeretler olabilirken büyük bir kısmı ise kesinlikle geçerli mazeretler değildir. Allah-u Teala şöyle buyurur:“De ki: Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizce Allah'tan, Peygamberinden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, Allah’ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık kimseleri doğru yola eriştirmez.” (9 Tevbe/24) Bazı âlimler bu ayete “sekiz mazeret ayeti” adını verirken ben “sekiz özrü iptal eden ayet” adını veriyorum. Allah (Subhanehu ve Tealâ) cihada katılmamak için ileri sürülen bu sekiz mazereti kabul etmemiş ve bunları ileri sürenlerin fasıklar olduğunu belirtmiştir. Allah (Subhanehu ve Tealâ) “Allah fasık kimseleri doğru yola eriştirmez” buyurarak bunlara ceza tehdidinde bulunmuştur. Nitekim “Onlar sapınca, Allah kalplerini saptırdı” buyurduğu gibi “Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin” diyerek kendilerine ceza ve azap vereceğini belirtmiştir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “İ’yne ile alışveriş yaptığınız, öküzlerin peşine takılıp çiftçilikle yetindiğiniz ve cihadı terk ettiğiniz zaman Allah size bir zillet verir ve yeniden dininize dönmedikçe sizden onu kaldırmaz.” Bunlar, mükellef olup cihaddan geri kalan ve Allah (Subhanehu ve Tealâ)’ya itaat konusunda başka şeyleri cihada tercih eden herkesin başına gelmesi kaçınılmaz olan ilahi cezalardır. Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurur:“Artık onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah bunlar-la dünya hayatında onların azaplarını çoğaltmayı ve onların kâfir olarak canlarının çıkmasını ister.” (9 Tevbe/55)

Cihad Yolunda Geçerli Mazeretler

Cihad Yolunda Geçerli Mazeretler

Allah-u Teala bizlere kendi yolunda cihad etmeyi vacip kılmıştır. Cihad davet ve kılıç ile yapılmaktadır. Her iki cihad da mükellef üzerine vaciptir. Ancak bazı durumlarda cihad ameliyesi kişinin üzerinden düşmektedir. İşte bu dersimizde öncelikle davet cihadının önemi üzerinde durulmakta ve devamında da bunun mazeret teşkil eden sebepleri üzerinde durulmaktadır. ​ 

Askeri Eğitim Kimlere Vaciptir?

Askeri Eğitim Kimlere Vaciptir?

İbni Kudame el-Hanbelî (Rahimehullah) şöyle der: “Cihadın, kişi üzerine vacip olması için şu yedi şartın bulunması gerekir: İslam, akıl, ergenlik, hürriyet, erkeklik, bedensel sağlık, mali imkân.”  Bunlara şu iki şart da eklenmelidir: “Anne babanın izin vermesi, alacaklının izin vermesi.”  Böylece şartların toplamı dokuz olmaktadır.Cihad, farz-ı kifaye olduğu takdirde bu böyledir. Ancak cihad farz-ı ayn olursa, bu şartlardan dördü düşer. Bunlar; erkeklik, hürriyet, anne babanın izni ve alacaklının izni şartlarıdır. Böylece farz-ı ayn olan cihadın şartları beş olur. Bu şartlar; islam, ergenlik, akıl, bedeni sağlamlık ve mali imkândır. Düşman İslam ülkesine saldırdığı ve ona karşı koyan olmadığı takdirde, mali imkân şartı da düşer ve şartların sayısı dörde iner. Düşmanın İslam ülkesine girmesi ise cihadın farz-ı ayn olduğu durumlardan biridir.Meşhur mezhep âlimleri bunları belirlemişlerdir. Hanefilerden Alâeddin el-Kasani (Rahimehullah) şöyle der: “Düşmanın bir memlekete saldırması durumunda seferberlik olursa, cihad farz-ı ayn olur ve savaşmaya gücü yeten her Müslüman için bu farziyet geçerlidir. ÇünküAllah (Subhanehu ve Tealâ) “Gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak sefere çıkın” (9 Tevbe/41) buyurmaktadır. Köle, sahibinden izin almadan, kadın kocasından izin almadan bu savaşa çıkar. Anne babasından izin almadan çocuğun da bu savaşa çıkması mubahtır.”  Şafii imamlarından er-Remli (Rahimehullah) şöyle der: “Ülkemizin bir kentine düşman girer ve bizimle onun arasında yolculukta namazı kısaltma mesafesinden daha az bir mesafe kalırsa, cihad ile yükümlü olmayan fakir, çocuk, köle, borçlu, kadın dâhil her Müslümanın üzerine savunma yapmak farz olur.”  Mezhep âlimlerinin bu tür görüşleri çok ve meşhurdur.

İhlas ve Kişinin Ecrini Sadece Allah'tan Beklemesi

İhlas ve Kişinin Ecrini Sadece Allah'tan Beklemesi

El Umde Fi İdadil Udde isimli kitabın bu 3. dersini yapmaya bizi muvafık kılan Allah'a hamd olsun. Bu dersimizde bir önceki dersimizin devamını işledik. Bu minvalde ihlas konusu ile ilgili olarak bazı konulara değindik. Bu minvalde başlıklar halinde aşağıdaki konulara değindik.1- Dış etkenler sebebi ile amelde artma ve eksilme ihlasa aykırıdır. Müslüman kul sadece Allah'ı razı etme gayesi güttüğü için övme ya da yerme, önemsenme ya da önemsenmeme gibi dış  etkenler sebebi ile amelinde değişime gitmez. 2- Bilinmelidir ki gerek davet cihadın da gerekse de kıtal cihadında yaptığımız en küçük ameller dahi ibadet nevindendir. Bu önemli bilgi bize şu iki hususu hatırlatmaktadır. Birincisi; en küçük bir ameli dahi sadece Allah rızası için yapmalıyız. İkincisi ise hiç bir ameli küçümsemeden verilen bütün görevlere dört elle sarılmalıyız.3- Yapmış olduğumuz amellerin neticesinde Allah tarafından ecre nail olmak için o amelin nihayetinde bozan davranışlarda bulunmamalıyız. Hiç şüphesiz ki ameller son durumumuza göre değer kazanacaktır. Şayet son durumumuz kötü bir hal üzere olursa geçmişte yaptığımız amellerin bir karşılığını göremeyiz.4- Yaptığımız amel neticesinde dünyevi olan ve hak ettiğimiz bir mükafaata kavuşmamız ahiretteki ecrimizi azaltacaktır. 

 İhlas... İhlas... İhlas...

İhlas... İhlas... İhlas...

El-Umde Fi İdadil Udde isimli kitabımızın bu 2. ders silsilesinde İhlas konusu işlenmektedir. Hiç şüphesiz ki bir amelin kabul edilebilmesi için en önemli şart o amelin ihlas şartı üzerinde kaim kılınmasıdır. İhlastan uzak hiç bir amel makbul değildir. Nitekim selef alimlerinin de dediği gibi ihlas nice küçük amelleri dağ gibi büyütürken ihlasın zıddı olan riya nice büyük amelleri toz zerreleri haline getirmektedir. İhlas kapısı Müslümanın en çok önem vermesi gereken kapıdır. Zira şeytanın ilk saldırdığı kapı ihlas kapısı olacaktır. Bundan dolayı cihad amelinin mukaddimesi olan hazırlık aşamasında da ihlasa oldukça ciddi bir şekilde önem verilmesi gerekmektedir.

Beklenen İslam Cemaatine Doğru

Beklenen İslam Cemaatine Doğru

Murat Hoca'nın ders grupları için yaptığı ilmi dersleri ses kaydı olarak paylaşacağız inşaAllah. İlk ders silsilemiz Abdulkadir bin Abdulaziz'in mükemmel eseri El-Umde dersleri olacak inşaAllah. Murat Hoca bu ders silsilesinde Şehadet Yayınları tarafından basılmış olan El-Umde isimli eseri şerh ediyor.

1,091 İzle